$USD
EURO
ALTIN

Avrupa’da güçlü Türk Lobisi kurmak 17 Kasım 2019

Avrupa’da güçlü Türk Lobisi kurmak

Avrupalı Türklerin dünü, “yaşanmışlıklar”, yani, “deneyimler” anlamında bugüne ışık tutuyor ve yol gösteriyor …
Nasıl mı?
“Dün”, hem “bugünü” anlamak adına, hem de, “yarını”, düzenlemek, “projelendirmek” adına son derece değerli bir “malzemedir” !..
Avrupa cografyasinin, artık gerçek bir parçası olduğu ortaya çıkmış olan, Türk insanımızın nereden gelip, nereye doğru gittiğinin serüvenini doğru okumak gerekiyor !..

Genç ASİP – Avrupa Sivil İnisiyatif Platformu’ nun ortaya çıkış fikri,
işte tam da, böylesine bir “ihtiyaçtan, doğdu” !..

Daha da açık ifadesiyle, “bize dair olana”, sahiplenme hissiyatından, böylesine “bir ihtiyaçtan doğdu” !..

Bugün size, “bugüne gelene kadar, bu kıtada yaşam süren kendi insanımız için neler yaptıklarımızdan”, bahsetmeyeceğim!

Bugün size bahsedeceğim konu, buradaki insanlarımızın adına ve yararına,

Genç ASİP’in, “yarına” dair, “projeleri” üzerine, “konu başlıkları” atma bağlamında, kısa bir bilgilendirme üzerine olacak.

Öncelikli olarak, yapılması gereken, hepbirlikte yapmamız gereken çok önemli bir iş, bir icraat, bir eylem var !..

Avrupa’da bugüne değin Türkler tarafından kurulmuş olan, tüm dernek, vakıf, kurum ve kuruluşların, “tek bir çatı” altında toplanıp, bize dair, “ortak” asgari müştereklerimizin pompaladığı “ortak bir ruhu” temsil eden, el birliği ile oluşturulacak, “yeni, yepyeni bir platform” aracılığıyla,

Avrupa’da, güçlü ve ses getiren, ‘bir Türk lobisi’ kurmak…

Bunu başardığımız gün, bu coğrafyanın Türkleri lehine ve hesabına herşey çok daha kolay “gelişecek” ve “gerçekleşecek” !..

Çünkü;

“Bir elin nesi var, iki elin sesi var” deyimi, bize, “dayanışmadan güç doğar” fikrini, vaazediyor.

“Kendi aramızda çekişmememizi” emreden, hemen akabinde de, “aksi takdirde, yılgınlığa düşer, güç kaybına uğrarsınız” diyerek, “kendi aralarında kavgalı toplumların, sosyal, psikolojik ve siyasi platformda, başlarına nelerin geleceğini”, apaçık bir şekilde beyan eden o “çatı parametre” de, tersten okuma yöntemiyle “birlik” ve “beraberliğin”, topluma, “dirlik” ve “huzur” getireceğini, veciz bir şekilde ortaya koyuyor.

İşte bu sosyolojik ilkeyi, değişmez bir sabite olarak kabul edip, yaşadığımız topraklara, Avrupa’ya, dolayısıyla da, buralarda yaşayan toplumumuza yüzümüzü çevirdiğimizde, “ev ödevimiz” bir hayli kabarık, ve biz bunun, bilincindeyiz.

Bu coğrafyanın insanları olarak, karşı karşıya bulunduğumuz sorunlarımızın üstesinden gelebilmek için, öncelikli olarak, “bilinçli” olmak gerekiyor.

“Bilinç”, olacak ki, fotoğrafın içeriğinde, fotoğrafın derinliğinde var olanlar da, görünüp, anlaşılabilsin !..
“Eğitim” alanında sergilenecek ataklar, burada yaşayan insanımızı ve toplumumuzu bilinçlendirecektir.

“Spora” vereceğimiz destek ve önem, bir yandan, başta, uyuşturucu ve kumar gibi, “ocak söndürücü” kötü alışkanlıkların önüne dikilmiş koruyucu bir kalkan görevi görecek, Türk gençlerimiz arasında…

“Kültürel” faaliyetlerde yapacağımız atılımlar ise, dünyaya ve siyasete dair, daha da tutarlı, daha da sağlıklı okumalar yapmamıza kapı aralayacak.

“Ahlaki” ve “dini” değerler dünyasının daha da yakından keşfi, zengin ve birleştirici olan “Anadolu kültürü” perspektifi ve penceresinden yaratılışımızı anlama ve anlamlandirma noktasında “arifane” bir bakış açısı katacak, bugün olduğundan daha da fazlasıyla…

Avrupalı Türk Toplumumuzun mevcut eksikliklerini, uzun yıllardır, sahada yaptiğımız “gözlemlemeler”, ilaveten de ilgili “yaşanmışlıklar” neticesinde “mevcut deneyim havuzumuz” vechesiyle, yönüyle çok, ama çok iyi biliyoruz, ASİP Ailesi olarak …

“Bilmek”, en büyük öncül kazanımdır !..

İlk Türk jenerasyonu ile bugünkü kuşağı karşılaştırdığımızda, kıyas kabul edilmeyecek denli, son derece olumlu bir noktadayız, bugün…

“Sadece ve sadece ekmeğinin peşinde koşma” tanımıyla özetlenebilecek, salt iş hayatı ile sınırlı bir dünya anlayışı, ister istemez sosyal yaşamın içerisinde, mevcut toplum gerçekliğinin dışına itmişti, Türk İnsanımızı, dolayısıyla da, Türk Toplumunu, o ilk dönemlerde…

Pek tabii ki, bu tablo, geldiğimiz noktada, bugün büyük ölçüde değişti !..

Peki yeterli mi?

Pek tabii ki, değil !..

Zaten “kendini” ya da “yaptığını yeterli görme” halinin kültürümüzdeki karşılığı “müstağni olmaktır” ve bu durum da son derece kınanan, dolayısıyla da, istenilmeyen bir durumdur.

İşte bu yüzden, “burada yaşam süren insanımızın” toplumsal yaşamın tüm katmanlarında yapacağı her türlü katılım, “Avrupalı Türk Toplumunun”, her geçen gün, daha da prestij arttırmasına sebep olacak, bu coğrafyada …

İşte tüm bu konular,

“Genç ASİP’in, Avrupa Sivil İnisiyatif Platformu’nun kafa yorduğu” konuların başında geliyor.

Her alanda, her kanalda, her platformda varolma, bir rol sahibi olma, Türk Toplumunun daha da sağlıklı bir şekilde nefes alıp vermesine sebep olacak, bunun da neticesinde, öz güven artışı sağlanacak, Türk insanımızın, iç dünyasında, dolayısıyla da, toplumsal hissedişinde …

Fahri itfaiyecilikten, çevreci girişimciliğe varıncaya değin, tüm toplumsal aktivitelerin içinde yer almak, hatta oyun kurucu karizmatik rol üstlenmeler, Türk İnsanının iç dünyasının derinliklerine kadar sızmış olan o “gurbetçi” tabusunu yıkacak !..

Kuvvetli toplumsal katılımların dozajını arttırmak, Avrupalı Türk İnsanımıza iyi gelecek !..

“İki arada bir derede kalma” halet-i ruhiyesi, “muallakta kalma” hissiyati giderek, kaybolacak!..

“Muallakta kalmak” demek, bir anlamda, ayakların yerden kesilerek, “boşlukta, havada kalmayı” çağrıştırır !..

“Gurbetçi” zihniyeti* de, bizce aslında,

bilinç altında yaşanan

“bir muallakta kalışın”, psikozudur !..

Aynen, Oğuz Atay’ ın o ünlü “Tutunamayanlar” romanının “öznesi” anlamında, “kahramanlarında” olduğu gibi !..

Şu ya da bu sebepten ötürü, pek tabii ki, baskın sebep olarak, “ekonomik sıkıntılardan” ötürü, Anadolu’nun dört bir köşesinden kopup, “taşı toprağı altın” ! hülyasının çağırdığı o _”Anadolu İnsanı’nın, İstanbul’a tutunaMAmasını”_ konu alan o hikayede olduğu gibi !..

Şiddetle reddettiğimiz “gurbetçilik illetinin” ilaci da, reçetesi de, toplumsal yaşamın birbirinden bağımsız alanlarında katılımlarda bulunmak, ve buralarda aktif roller üstlenmektir.

Bu coğrafyada yaşam süren Türk Toplumu, artık ne mutlu ki, “kıyıda köşede kalmış olma halinin” zorunlu bir sonucu olan “o eziklik duygusunu”, çoktan sırtından attı !..

Ama biz, Genç ASİP olarak, bunu da yeterli görmüyoruz; çünkü, düşüncemiz odur ki,

herşeyden önce, belki de, yapılması gereken ilk iş, “sahadaki o kavram kargaşasına”, son vermek !..

Hani derler ya, _”ilk başta bir adını koyalım” !..

Bizler, ilk başta, bu “ad koyma” meselesindeki “karmaşaya” ve “kargaşaya” son vermek istiyoruz ki,

işin daha en başında, tabiri caizse “taşlar, yerli yerine otursun” !..

Efendim, malumunuz, “kimlik”, ya da “kimliklendirme” işin en başıdır !..

“Yanlış”, yani, “yerinde olmayan” anlamında,

” ‘isabet-siz’ bir kimlik” ortaya atarsanız eğer,

bilinç altlarında olsa da, ki, bu da son derece “etkili” ve “tayin edicidir” !

insanlar, ister istemez, o “isabetsiz kimliğin” halet-i ruhiyesiyle yaşarlar, yaşam sürerler !..

Demek istediğim, en açık ifadesiyle, dolambaç-sız şekliyle, şudur:

“Avrupalı Türk Toplumu” ve “Avrupalı Türk İnsanı” tanımlamasını, ısrarlı bir şekilde tekrarlıyor, ve bu vurguya dikkat çekip, her fırsatta da, özellikle altını çiziyoruz.

Dolayısıyla, Genç ASİP olarak, Avrupa coğrafyasında yaşayan “Türk İnsanı’nın” ve “Türk Toplumu’nun” başına, “göçmen”, “misafir” ve “Diasporalı”, gibi takı ve tamlamaları şiddetle reddediyoruz !..

Avrupa coğrafyasında yaşam süren, Türk İnsanını ve Türk Toplumunu anarken,

bir “ön tamlama” ve “ön tanımlama” bağlamında “Avrupalı” dediğimiz zaman,

“lı” vurgusuyla, hem, “burada yaşayan”, hem de, “buraya kök salmış” olduğunun, altını çizmiş oluyoruz, Türk insanımızın ve Türk toplumumuzun !.. Pek tabii ki, bu vurgunun yanısıra,

“unutmama” tam tersine, “sahip çıkma”, “inanma”, “bağlanma” ve her daim “hatırlama”, “canlı tutma” bağlamında, bizi, “biz” yapan değerlere, yani, “dilimize”, “dinimize”, “kültürümüze” ve “tarihimize” sahip çıkmak, saygı duymak, bizim “kırmızı çizgimizdir” !..

Sözün özü,

“Avrupalı Türk Toplumu” ve “Avrupalı Türk insanı” tanımlaması, bu tanımın altında yatan düşünce ve “bize dair olanlar” anlamındaki duygu ve görüşlerimiz,

Genç ASİP ailesi olarak, bizim temel duruşumuz, ana felsefemizdir !..

Konulu toparlayıp, özetleyip, sözü sonlandırmak gerekirse, son cümlelerim belki de şunlar olabilir: “Avrupalı Türk Toplumu” ve “Avrupalı Türk İnsanı”, “tanımı” gereği bu coğrafyanın “gerçek bir parçasıdır” ve ilaveten, “özellikleri” itibariyle de “köklerini yaşayan” ve “kökleri ile soluk alıp veren”, bir “varlık” ve “topluluktur”…

İşte, bu noktadan hareketle, bizim ana, temel plan, program, ajanda ve felsefemiz, bu coğrafyada, Avrupa’da “bu iki farklı şeyin dengesini kurmak ve bu anlamda da, ilgili her türlü yapıp eyleme, çalışma ve aktiviteleri yaşama sokmaktır.

Denge ve eylem!..

Bu iki unsura ağırlık verip, “Gönüllülük” esasına dayalı olarak, “Değerler üzerine çalışmak”,
bizim hem, “düşünsel programımız”, hem de, kurucu bir parametre olarak, “toplumsal felsefemizdir”…

“Söz sahibi” olmak, “Ses getiren” insanların sayısının çoğaltılmasından geçer !..

“Şafak”, karanlıktan sökün eder !..

“Zifiri karanlık”, gelen, “kapıdaki” aydınlığı haber verir !..

Sözün özü, bulunduğumuz coğrafya, yani, Avrupa kıtası, hem “sözü olanları”, hem de “sesi gür olanları”, haber veriyor !..

İşte Genç ASİP – Avrupa Sivil İnisiyatif Platformu, bugün olduğu gibi, önümüzdeki günlerde de projeleriyle, çalışmalarıyla, aktiviteleriyle bu gerçeği daha da görünür hale getirip, gözler önüne serecektir…

Sevgi, saygı, hürmet ve muhabbetlerimle…

Tolga Özgül

Genç ASİP – Avrupa Sivil İnisiyatif Platformu Genel Başkanı