$USD
EURO
ALTIN

‘BAŞKANIN DEDİĞİ OLUR!’ 11 Nisan 2015

7 Haziran 2015’de Türkiye demokratik idare sistemine bir adım daha atacak.

Hatta iki üç adım atacak.

İlk adımı zaten Milletvekilleri aday aday seçimlerinde gösterdi Türkiye.

Avrupa’ya da.

Kendisinin daha demokratik olduğunu iddia eden garip ülkeler, milletin vekilini seçme işini millete bırakıyorlar. Yani diyorlar ki parti büyükleri, „Bu ülkenin geleceği beni ilgilendirmez artık, ben siyasi parti başkanı oldum, kariyerimi yaptım, gece gündüz yasalar çıkarttım, yönetmeliklerin yapılmasını sağladım, gerisini de millet yapsın…

Ne bu be! Bıktık bu milletten, herşeyi bana yaptırıyor.“

Türkiye ve Türkiye gibi ileri demokrat ülkelerde milletin kendi milletvekilimi seçeyim derdini siyasi parti başkanları üzerlerine alıyorlar ve bunun için ekstra bir ödenek filan da yok ha.

Dünyada çok az örnekleri var bu fedakarlığın.

Parti Genel Başkanı olarak gece gündüz öbür parti başkanlarının yaptıkları yanlışlıkları aramak yetmiyormuş gibi bir de milletin vekilinin seçimiyle uğraş. Bu millete fırsat ver, kendi vekilini seçmekten bile vazgeçer.

Millet kendi vekilinin aday adayını seçmekten çoktan vazgeçmiş. Belli kosulları yerine getirdiyse milletin her ferdi millete sormadan partilerin genel merkezlerine başvurabiliyorlar.

Bu koşulları merak edenler için yazıyorum:

Birincisi: Milletvekili adayı, aday olacağı şehirde uzun süreli oturmuş, yaşamış olmalı, halkın mizacını iyi bilmeli. Bir şehirde oturmamış veya çıkıp gideli uzun zaman olmuş adamların bir kere iyi olup olmadığı bilinemez.

İkincisi: Şehre yarayacak her türlü kanunu ve o şehir halkının saadetini icap edecek şeyleri düşünüp beğenmeye ve böyle bir arayan toplamaya muktedir olmalıdır.

Üçüncüsü: Devletin şan ve şerefini düşünmeyecek kadar cahil olmamakla birlikte, sefih de olmamalıdır. Çünkü kendi malı kendine teslim edilemeyen sefih bir adama bu gibi vazife verilemez.

Dördüncüsü: Hükümetin kanunsuz ve haksız işlerini yüzüne beraber söylemek hususunda kimseden korkup çekinmez ve ölmekten bile kaçınmaz, dünya için kimseye müdane etmez olmalıdır.

Beşincisi: Parayı görünce her şeye boyun eğecek kadar bağrı yufkalardan ve parayı çok sevenlerden olmamalıdır. Yoksa milletin menfaati zayii olmak ihtimali ziyadeleşir ve memleketi açık açık uçuruma sürekler.

Altıncısı: Memuriyetini muhafaza etmek ve başka bir menfaatini korumak için şuna buna yüzsuyu dökmüş (ağlamış), kendisine haksızlık edenlere göz kırpmış, kendisi haksızlık etmiş olmamalıdır.

Yedincisi: Rüşvet almış, para ile onun bunun hakkını satmış, mahvetmişlerden de olmamalıdır.

Sekizincisi: Halk içerisinde zulmü, işkencesi olanlardan olmamalıdır.

Dokuzuncusu: İki sözlü, ikiyüzlü adamlar da milletvekili olamaz.

Onuncusu: Şunun bunun ayıbını arayan, daima iki kişi arasındaki gizli sırları anlamaya çalışan, hiç yoktan tertip türetenler de aday gösterilmemelidir.

Onbirincisi: Milletvekilliği bittikten sonra kendini idare edecek bir işi veya zenginliği olmayanlar da aday gösterilmemeli. Çünkü bu özellikleri olmayan kişiler hükümetin ayıbını örtüp boyun eğmeye mecbur kalırlar.

İki defa İttihat ve Terakki’den milletvekili seçilen, sonra da Hürriyet ve İhtilaf Parti’sini kuran, Damat Ferit hükümeti döneminde Ayan Üyeliği’ne atanan Mehmet Zeynelabidin Efendi, “Meşrık-ı İrfan Gazetesi”nde milletvekili olma kriterlerini açıklamış. Bu yazıyı Konya Yusuf Ağa Kütüphanesi katalogunda 9521/2′ sayıyla kayıtlı “İslamiyet ve Meşrutiyet” isimli eserde bulmak mümkün.

Affedersiniz, bu çağ dışı kalmış koşullar değişti. Gördüğünüz gibi 100 yıl önce saf birinin düşünceleri bunlar.

Şimdiki koşullar:

1-Başkanın dediği olur,

2-Başkanın dediğinin olmadığı iddia edilen zamanlarda birinci madde koşulsuz tatbik edilir.

3-Başkanın ağzına bakılır, en iyi milletvekili, başkanın leblebisini o daha leb demeden anlayandır.

4-Her milletvekili her türlü bakanlığı idara edecek yetenekte olmalıdır. Yani bir mesleksiz işsiz güçsüzsün „ sen ne iş yaparsın“ sorusuna „ her iş yaparız abi“ demesi gibi, „ sen hangi bakanlığı istersin?“ sorusuna „ önemli olan vatandır, gerisi teferruat, hangi bakanlık olursa olsun, ama bakanlık olmalı“ yanıtı verebilmeli.

5-  Milletvekilliği adaylığına seçilemeyen insanların haksızlığa uğradığını illa millete şikayet etmeye gerek yok, millet kime haksızlık edildiğini bilir bilmesine de sesini çıkarmaz. Yani millete güvenme.

6-Milletvekili devletin işlerine burnunu sokmak için seçilmemiştir. Bunun tersi geçerlidir. Devlet milletin işlerine karışır. Kimseye de hesap vermez. Milletvekili devlete destek olmak zorundadır.

7-Ne zaman bir daha milletvekili seçileceği belli olmadığı için geleceğini garanti etmek her milletvekilinin asıl görevidir.

8- Rüşvet almak yakalandığın an yasaktır.

9- Bu işler teferruattır. Önemli olan senin milletvekili olmandır.

10- Allah kolaylık versin. Kime mi? Allahın işine karışılmaz. Kime kolaylık vereceğine kendisi karar verir.

Şinasi DİKMEN