$USD
EURO
ALTIN

CENAZE MERASİMİNDE ÇOK GÜLDÜK

4 Aralık 2013 - 12:02

Ben karıma devamlı söylerdim ve bundan sonra da söyleyecegim: Cenazemin neşeli geçmesini istiyorum. Ve benim hakkımda konuşulmasını istiyorum tabutumun başında. Öyle her şeyin tek cümleye sığdırılmasını istemiyorum: „ Bu kişiyi nasıl bilirdiniz?“ Benim hakkımda beni tanımayan bir imamın söz sahibi olmasını istemiyorum. Dostlarım gelsinler, benimle uzun yıllar birlikte çalışan birisi konuşsun, benim yaptıklarımı değerlendiren birisi […]

CENAZE MERASİMİNDE ÇOK GÜLDÜK
ch

Ben karıma devamlı söylerdim ve bundan sonra da söyleyecegim: Cenazemin neşeli geçmesini istiyorum. Ve benim hakkımda konuşulmasını istiyorum tabutumun başında. Öyle her şeyin tek cümleye sığdırılmasını istemiyorum: „ Bu kişiyi nasıl bilirdiniz?“ Benim hakkımda beni tanımayan bir imamın söz sahibi olmasını istemiyorum. Dostlarım gelsinler, benimle uzun yıllar birlikte çalışan birisi konuşsun, benim yaptıklarımı değerlendiren birisi bir şeyler söylesin, başka birisi benim gırgır geçmemden örnekler versin, şamatalarımı tekrarlasın.

Karım diyor ki: „ Cenaze benim, seni ilgilendirmez. Ben üzülmek istiyorsam üzülürüm.“ Onun işine karışmak istemiyorum ama ben de birader bir kere öleceğim yani, kendi cenazemin nasıl kaldırılmasına karar veremiyorsam di mi ama!.

Ben, öbür dünyada şu sorulacak, bu sorulacak, yedi zebani seni şöyle sopalayacak, gayya kuyusunda şöyle yanacaksın, böyle kızartılacaksın….dan korkmuyorum. Beni yaratan-Tanrı’ ya inanıyorsak- beni kendisi yarattığı için çok iyi tanıyor, aklımdan geçenleri daha ben düşünmeden biliyor, küçük yalanlarımın kendime göre gereksimimin olduğunu görüyor, ufacık tefecik günahlarımı daha ben günahları işlemeden biliyor….ve  beni yaratan beni bu dünyaya öbür dünyada kızartmak için göndermedi. Benim inancım şu ki: Sen bu dünyayı, senden sonra geleceklerin daha iyi yaşayabileceklerini sağlamak için gönderildin: İnsanı ve her türlü canlıyı seveceksin. Dinler arasında fark yapmayacaksın;. Dünyayı yaşanır hale sok: Senin emeklerinle güzelleşmiş dünyadan Yahudinin de aynı zevkle yararlanmasını sağla, Hıristiyanın da, Müslümanın da….Ayrımcılık senin görevin değil. Ben ayırmadan onları yarattıysam sen kimsi ki!….

Onun için cenazeme katılan birisi çıksın „Şinasi’nin bana anlattığı bir fıkra vardı, siz de çok gülersiniz mutlaka“ deyip başlasın konuşmaya.

Dün, yani Aralığın 2’sinde Münih teki cenaze merasiminde ben bunları yaşadım: Dieter Hildebrandt 1927’de doğmuş, 1983 yıllarında Samsun’un Ladik kazasının Çakırgümüş köyünden Çerkezlerin Musa nın oğlu Şinasi Dikmen’i kabare sanatıyla tanıştırmış bir usta, benim  için bir abi, özel hayatında sevimli, cana yakin, alçak gönüllü, efendi bir insan. Sahneye çıktığı 61 yıl süresince politikacıların nefret ettiği, küçük insanın hayranlık duyduğu dilinin tüm inceliklerini küçük insanın yararına kullanan keskin bir hicivci…

Konuşanlar hüzünlü olunması gerektiğine alıştırıldığımız böyle bir günde hepimizi güldürdüler. Papaz Friedrich Schorlemer, doğu Almanya’da tanınmış insan hakları savunucusu Protestan papaz- Türkiye’den bakınca iki kelimenin yan yana gelmesi garipseniyor. Yani din adamının esas görevi Tanrı haklarını koruyarak insan haklarına saldırmak bizdeki İmam Hatiplinin yaptığı gibi- Dieter Hildebrandt’ın o zamanlar Doğu Almanya’daki insanlar üzerindeki etkisinden söz etti. Konuşmaların arasında çalınan müzik ve söylenen şarkılar dini ağırlıklı değillerdi galiba- Hıristiyan alışkanlıklarının gerektirdiği müzik parçalarından pek haberim yok- Kulağıma böyle geldi. Örneğin Konstantin Wecker ağıta benzer bir şarkısını seslendirdi. Bavyera Halk müziğine politik içerik kazandıran ve tanınmış oyuncu kabare sanatçısı Gerhardt Polt’la sahneye çıkan Biermösl Blosn grubundan birisi halk müziği yaptı.

Dieter Hanitsch-tanınmış karikatürist- Dieter le dostluklarını Dieter’in hoşuna gideceği şekilde- yani ince düşünülmüş zekice şakalarla- ifade etti. Salonun içindekiler olsun dışarıdakiler olsun gülümsemeye zaten daha Münih Belediye Baskani Christian Ude’nin Dieter’in ülke demokrasisine katkılarını anlatırken başlamışlardı. Sonra Werner Schneyder söz aldı. Hem Dieter’in sahne alışkanlıklarıyla dalgasını geçti hem Dieter’le olan ilişkilerini aktardı bize. Güldürerek, ama Dieter’e saygıyı yitirmeden. Ve en güzel konuşmayı Roger Willemsen yaptı: Dieter’in kendisine yaptığı katkılardan, bu ülkeye verdiklerinden, demokrasi yalnız politikacılardan beklenen bir diyet değil, alttakilerin alması için entellektüel işbirliğinden, Dieter’ in 60 yıldır halkın duymak istemediklerini halka söylediği halde halk tarafından bu denli sevilmesinin nedenlerinden söz etti. Aşağıdaki herkesi ciddiye alan, onun sorununu kendi sorunu haline getiren, bunu sahnede ifade eden, haksızlığa baş kaldıran bir kişilik olmasına yorumladı.

Tüm bunlar benim burada anlattığım gibi, kuru, cansız, sevimsiz şekilde yapılmadı haliyle. Akıcı, canlı, , kelimeleri gülmek kelimesiyle birleştirerek, gülmek kelimesine Dieter’in verdiği asalet ve ağırlığı  vererek. Güldürmenin zorluğunu bilen bu insanların, insanları cenazede bile güldürmenin ne denli önemli  bir yaşam unsuru olduğunu bilmeleri göğsümü kabarttı.

Dolu dolu yaşayan birinin ölümünde gülmek, ölüye hakaret değil bence, aksine, geçirdiği yaşama saygı. Günah filan değil, aksine, geride kalanlara yaşam gücü vermek. Ne mutlu Dieter Hildebrandt’a. Cenazesi kendi yaşamına uygun uğurlandı. Sıcacık, sanki kısa vadeli bir seyahata çıkıyormuş gibi ya da biraz sonra sahneye çıkıp, geri dönecekmiş gibi. Torunları da tabutunu öyle boyamışlar zaten: allı-pullu. Üzerinde balon uçan güneş doğan bir gemicik yapılmış tabutun üzerine: Dede bir yerlere gitti, kısa zaman sonra gelecek. Hep turneye çıkıp geri geldiği gibi.

İlginizi ÇekebilirX

BENZER HABERLER

FACEBOOK YORUMLARI

YORUMLAR

    Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.






    0 YORUM