$USD
EURO
ALTIN

CHURCHILL VE DEVENİN DİKENİ

3 Nisan 2014 - 20:31

Churchill „Demokrasi de iyi değildir, ama sistemlerin içinde zararı en az olan sistemdir“ demiş. Fakat Churchill’in hesaplayamadığı bazı şeyler var: Onun Türkleri tanığı zamanlarda demokrasi Türkler arasında daha iyi yerleşmemişti. Çanakkale savaşlarında bu Bey İngiliz İmparatorluğu’nun savaş bakanıydı. Yani İngilizler diğer ülkeler gibi „Milli Savunma“ filan demiyorlardı o zamanlar: „ Savaş Bakanı“ Bizde de bakanlıkları […]

CHURCHILL VE DEVENİN DİKENİ
ch

Churchill „Demokrasi de iyi değildir, ama sistemlerin içinde zararı en az olan sistemdir“ demiş. Fakat Churchill’in hesaplayamadığı bazı şeyler var: Onun Türkleri tanığı zamanlarda demokrasi Türkler arasında daha iyi yerleşmemişti. Çanakkale savaşlarında bu Bey İngiliz İmparatorluğu’nun savaş bakanıydı. Yani İngilizler diğer ülkeler gibi „Milli Savunma“ filan demiyorlardı o zamanlar: „ Savaş Bakanı“ Bizde de bakanlıkları açıkça belirtilmeyen yalnız „ Milli Savunma“ değil, örneğin Muammer Güler’in bakanlığına İngiliz alışkanlıklarından gelenler „ Rüşvet Bakanlığı“ diyorlar. Demokratik ülkelerde bu kelimeler yan yana gelebilirler mi? „Içişleri“ ile „ Rüşvet“.

Içişlerinin görevi iç güvenliği sağlamak, rüşvet ise, TDK göre „ bir görevlinin elindeki resmi olanakları para ya da mal karşılığında kullanmasıdır“.

Güvenlik ve Rüşvet nedense geri kalmış ülkelerde uyuyor, ama o Churchill denen ahmak bunları bilmiyordu.

Bilmediği başka şeyler de var. Örneğin özellikle seçim zamanlarında Türkiye’deki kedilerin oraya buraya girmeleri. Doğrudur, kediler Mart ayında azar da, nem hiç bir trafonun içinde kedi kerhanesi olduğunu duymamıştım. Türkiye Cumhuriyeti’nin Enerji Bakanı -adını hatırlamıyorum – resmi olarak açıklama yaptı: „Trafoya kedi girdi, elektrikler kesildi.“

Ve büyük bir olasılıkla kedilerin tam trafoya girip elektriklerin kesildiği an AKP’nin mumları yandı: Mum dibine ışık verir eğer iyi kullanılırsa ve bu mumlar kendi diplerine ışık verdiler. Işık da oylar çoğaldı, seçimi AKP kazandı. 42 yıldır ben Almanya’dayım. Bu 42 yıl içinde bir sürü seçimler oldu: Mahalli seçimler, eyalet seçimleri, Federal seçimler; görüldüğü gibi Alman halkı devamlı seçim hareketi içinde. Ama bunların hiç birinde elektrikler kesildiği için oylar yalnız sayılmadı ya da seçime katılan parti ya da gruplardan hiç biri seçim sonuçlarına itiraz etmediler.

Ankara gibi herkesin gözü önünde olması gereken bir şehirde Belediye Başkan adaylarından biri „ oylarımızı çaldırmayacağız“ diyorsa İstanbul gibi bir metropolde Belediye Başkan adayı „ bir sürü kuşkularımız var„ diye iddia ediyorsa, Churchill denen Türklere karşı savaş kazanamamış ahmak herifin „ Demokrasi“ tarifi boş çıkar.

Biliyorum, yenilen güreşe doymaz: Hadi bir daha, hadi bir daha der. Ama seçime şaibe girmiştir. Sayın halkımız nasıl davranmıştır diye soracak olursanız herkes hakettiği lideri kazanır. Kimi beğeniyorsa onu seçer. Deve dikeni sevdiği için doğayı mı suçlayalım yani şimdi. Alman halkının arasında yaşayalıdan beri halkların asil olmadığını anladım. Her halkın ihtiyaçları kendine göredir. Afrikalı su arar, Fransız şarabın bu yıl kalitesinin düşük olduğunu söyler. Amerikalı çalışmak ve alış veriş yapmak ister, Rus halkı güneşin eksikliğinden dem vurur. Alman birasına 1525 yılından beri Malt, Su ve şerbetçiotundan başka bir şey katmaz, Türk biralarının içine ilaveten şeker ve pirinç konur. Türk demokrasisinde rüşvet serbesttir, hatta hükümet programlarında yazılmadan, söylenmeden ama tatbikatta kullanılır, evlere para makinaları, ayakkabı kutuları konur, Alman demokrasisinde Alman Cumhurbaşkanı kendi arkadasından az faizli ev kredisi aldığı için görevden ayrılır. Biz de birisi „ Alo Fatih“ der, Almanya’da „ Hallo, Herr Dickmann“ diye Bildzeitung’u aradığı için arkasına bakmadan gider.

İlginizi ÇekebilirX

BENZER HABERLER

FACEBOOK YORUMLARI

YORUMLAR

    Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.






    0 YORUM