$USD
EURO
ALTIN

DARBE DEĞİL ERDOĞAN’A „AYAR“ OPERASYONU 5 Ağustos 2016

Türkiye’deki, dünyanın en kanlı darbe girişimlerinden biri olarak da nitelenen 15 Temmuz Kalkışması, Cuma gecesi tüm dünyayı şaşkına çevirdi.
Türkiye tarihinin en karanlık gecesi olarak hatırlanacak bu hain kalkışmayla ilgili bir çok soru işareti, üzerinden 2 hafta geçmesine rağmen kafaları kurcalamaya devam ediyor.
Batının ve Türkiye’deki belli bir kesimin „çakma darbe“ iddiaları halen sürüyor.
Batılı basın neredeyse Fethullah Gülen’i koruma altına alıp, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef gösteren eğilimini ısrarla sürdürürken ve sık sık „Darbe girişiminin ardında gücüne güç katmak isteyen Erdoğan mı var?“ sorusu yöneltilirken, bir Alman gazeteci de „Darbeyi sahte“ olarak niteledi:
Ancak …
Erdoğan tarafından kurgulanan değil, ABD tarafından senaryosu yazılmış bir darbe girişimi…
Gerçekte hedefin darbe yapmak değil, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a „ayar“ çekmek için verilmiş bir „şans“ olarak niteleyen Alman devlet televizyon kanalı ARD’nin uzun yıllar başta Afganistan olmak üzere Orta Doğu temsilciliklerinde bulunmuş olan jeopolitikalar uzmanı Christoph Hörstel.
Bugün Almanya’da serbest gazeteci olarak görevini sürdüren, aynı zamanda Deutsche Mitte (DM) partisinin Genel Başkanlığını da yürüten Christoph Hörstel, kalkışmanın arkasında ABD’nin olduğuna dikkat çekti.
İran radyosu Pars Today’e konuşan Hörstel, bu kalkışmanın ABD’nin ciddi bir „ihtarı“ olarak algılanması gerektiğine işaret etti.
Hörstel, Erdoğan’ın Amerika’nın çizdiği yoldan ayrılmasının darbe girişimini beraberinde getirdiğini söyledi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şu 3 noktada ABD’ye başkaldırdığına işaret etti:
– Rusya’yla yakınlaşma
– Batılı müttefiklerinden bağımsız hareket etme konusundaki ısrarcı tutumu
– Ülkesinin çıkarlarını üstün tutma
Biliyorum bu analizleri okuyanlar Hörstel’in “tezleriyle tartışmalı bir isim” olduğunu öne sürecekler ya da komplo teorileri ile yüklenecekler.
Ancak uzun yıllar Alman devlet kanalına hizmet etmiş başarılı bir Alman gazetecinin, birçok medya kuruluşuna danışmanlık sunmuş bir araştırmacının değerlendirilmelerini görmezden gelmek olmaz diye düşünüyorum.
Buyrun bir de siz okuyun…
Türkiye’nin bir NATO üyesi olduğuna sık sık vurgu yapan Hörstel’in İran radyosuna yaptığı 20 Temmuz’daki açıklamalarından satır başları şöyle:

NATO ile hiçbir zaman bir ortaklık, arkadaşlık kuramazsınız. Siz sadece ona boyun eğmekle yükümlüsünüzdür o kadar. Amerika raydan çıkan Erdoğan’a ‚kaos management‘ taktikleri çerçevesinde bir ihtar olarak algılanmalıdır.
Şunu da söylemek zorundayım ki Cumhurbaşkanı Erdoğan son yıllarda gücünü, iktidarını sağlamlaştırabilmek için yoğun bir şekilde antidemokratik uygulamalara ağırlık vermeye başlamıştı. Bu gazetecilerden başlayıp, Başbakan seçimine kadar sürüp gitti.
Öyle şeyler yapıyordu ki açık söyleyeyim, neredeyse dümeni elinde iyi tuttuğunu düşünmeye başlamıştım.
Sonra birden bire darbe haberini duydum. Elbetteki önce gözlerimi Amerika’ya çevirdim ve New York Times bu girişime ne demiş diye baktım. Gazetenin sözcük seçimi bana kendimi kötü hissettirdi.
Darbe gecesi Erdoğan için „İslamcı“ yazmışlardı. „Demokratik olmadığını“ söylüyorlardı ve bunu da kalın puntolara başlığa taşımışlardı.
Bu kadar önemli bir NATO ortağına darbe gecesi bunların söylenmesi, bana hemen bu işte Amerika’nın parmağı olduğunu düşündürdü.
Bunun üzerine araştırmaya başladım ve darbenin Erdoğan tarafından sahneye konmuş bir senaryo olmadığını gördüm.
Darbe girişiminin bu kadar hızlı başarısızlıkla sonuçlandırılabilmesi…
Darbe girşimi sırasında mutlaka yapılması gereken, bazı önemli şeyler yapılmamıştı üstelik. Ekranların karartılmaması, devlet kanalının ele geçirilmemesi, karşı güçlerin derhal yakalanıp, içeriye atılmaması vs.
Denemediler bile.
Bunlar yapılmazsa darbenin hiçbir başarıya ulaşmayacağını 12 yaşındaki çocuk bile bilir.
Ne yaptılar, bir grup çılgın asker büyük şehirlerde sağa sola saldırdı. Evet bu darbe gerçek bir darbe değildi çünkü.

RUSYA’YLA YAKINLAŞMASINA GÖZ YUMAMAZDI
Erdoğan Rusya, İsrail’le ilişkilerini düzeltmiş Suriye konusunda ılımlı tavır takınmıştı. Kısacası Erdoğan son dönemde yumuşama sinyalleri veriyordu. Evet ben de bu konuyla ilgili bir yazı kaleme almıştım. Washington’ın böyle önemli bir müttefiğinin yeniden Rusya’ya yönelmesine göz yummayacağı kesin. Rus uçağının düşürüldüğünü unutmayalım. Yeniden „Putin Erdoğan yakınlaşması“na Washington seyirci kalamazdı. Nato için Türkiye’de herşeyin güllük güneşlik olması ya da dostluğu Amerika’yı hiç ama hiç ilgilendirmiyor. Ayrıca AB müzakereleri özellikle de Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Erdoğan’a muamelesi ise hiç inandırıcı değil.

Alman devlet televizyon kanalı ARD’nin uzun yıllar başta Afganistan olmak üzere Orta Doğu temsilciliklerinde bulunmuş olan jeopolitikalar uzmanı Christoph Hörstel

Alman devlet televizyon kanalı ARD’nin uzun yıllar başta Afganistan olmak üzere Orta Doğu temsilciliklerinde bulunmuş olan jeopolitikalar uzmanı Christoph Hörstel

BUNA „AMERİKAN AYAKLANMASI“ DEMEK DAHA DOĞRU OLUR
Burada üzerinde durulması gereken konu Türk dış politikasının gösterdiği dönüşümdü. Ben bu değişimi bir ilerleme, çözüm odaklı bir adım olarak görüyor, seviniyordum. Sonra darbe girişimi oldu. Daha sonra Washington’ın anlaşılmaz bir dil konuştuğunu gördüm. Özellikle diplomatik ağız çok çarpıcı kelimeler sarfediyordu: „Türk Ayaklanması“ gibi. Türk ayaklanması da ne demek. Bu çok ciddi bir itham, saldırıdır. Amerika böyle birşey söylüyorsa genellikle tam tersini kabul etmek gerektiği eğilimindeyim. Buna „Amerikan Ayaklanması“ denmesi daha doğru olur. Elbetteki bu cümleme yine de soru işareti koymak gerektiğini düşünüyorum.
Bu garip darbe girişimi içinde birçok soruyu barındırıyor. Elbette Amerika’ya yakın geleneksel „kurumlardan“ gelen Erdoğan karşıtlarını da sorgulamak gerekiyor. Ordu örneğin. NATO’nun organize ettiği.
Nato ülkelerinde, görkemli bir kariyer yapmak isteyen askerler, ABD topraklarında yoğun bir şekilde eğitiliyorlar. Nato yönetiminde nasıl söylesem boyun eğerek… Bütün bu arka plandaki unsurlara da bakarak, ordu içindeki bu grubun bir girişimi de diyebiliriz. Tatbikat iddiaları var. Ancak inanın burnuma hiç iyi kokular gelmiyor.
WASHİNGTON’DA SEVİLMEYEN ADAM: ERDOĞAN
Erdoğan’ın Kemalist dostu olmadığını biliyoruz. Müslüman uyanış hareketinin önemli bir parçası. ABD’nın rüya adayı olabilirdi. Boyun eğseydi tabii. Ama eğmiyor. Türkiye’yi Washington’dan, Batılı müttefiklerinden bağımsız bir yöne doğru sürüklüyor. ABD’nin arzularını, ülkesinin çıkarlarını düşünerek yerine getirmiyor. Bu da onu Washington nezdinde sevilmeyen adam haline getiriyor. Washington için hangi inanca sahip olduğun hangi ideolojide olduğun önemli değil. Önemli olan onlara boyun eğmen. Amerika iç görüşmelerinde söz konusu darbe girişimine çok da açık bir şekilde karşı çıkmayan sinyaller verirken, resmi görüşmelerde farklı açıklamalar yer aldı: „Umarız ülkenizde yeniden huzur ortamı oluşur, kontrolü kazanırsınız“
Aslına bakarsanız bu şekilde formüle edilmiş cümlelerde „kontrolü kimin üzerinde kimin kazanması gerektiği“ anlaşılamıyor.
„KAOS MANAGEMENT“ TAKTİĞİ UYGULANIYOR
Başka türlü ifade etmek gerekirse yurtsever dış politikalar ABD’nin hoşuna gitmiyor. „Rejim değişikliği“ çabalarına olumlu bakıyor. Ancak bugün ABD’ye baktığımızda taktiksel bir farklılık görüyoruz. ABD eskiden „rejim değişikliği“ taktiğine sıcak bakarken bugün değiştirmek istediği bölgeye „kaos“ getiriyor. „Kaos İmparatorluğu“ vurgusu ve analizi burada çok doğru bir saptama olacaktır.
Arkanızda çok büyük bir güç olmadıkça darbeye teşebbüs edemezsiniz. Birileri bu darbecileri yüreklendirdi, onlara cesaret verdi.
ONU HEMEN YOK ETMEK İSTEMEDİLER. BİR „ŞANS“ VERDİLER
Şimdi size çok dikkatli bir şekilde senaryo yazmak istiyorum. Amerika darbecileri cesaretlendirdi. Birazcık da yönetti. Washington için bu darbe girişiminin sonucu çok da önemli değildi. Başarısızlığa uğrarsa bu boyun eğmediği takdirde başına gelecekleri anlaması için Erdoğan’a güçlü bir sinyal olacaktı. Onu hemen yoketmek, halletmek istemediler. Bu bana birazcık da CİA’in adamı Saddam Hüseyin’e yapılanları anımsattı. Kuveyt Savaşı’nda Saddam Hüseyin’i hemen yok etmediler. Halkının satılmasına seyirci kalmasını istediler. Boyun eğmedi. Evet önce ona „şans verdiler“ sonra da yokettiler. Bana sorarsanız çok „iğrenç bir şans“ verdiler. Bence Washington şimdi de Erdoğan’a bir „şans“ verdi.
WASHİNGTON İÇİN TEK ŞEY ÖNEMLİ: BOYUN EĞ!
Rusya’yla dost olmaya devam et, İran’la yakınlaşma içinde ol. Nato müttefiklerinin yapmasını arzulamadığı bir şekilde bağımsız yurtsever dış politikaları izlemeye devam et. İstendiği şekilde boyun eğme. İşte bu olmaz.
İşte bu Washington politikasıdır: Tartışamazsınız, dostluğunuz onları ilgilendirmez. Partnerlik önem taşımaz. Tek şey önemlidir: Boyun eğ!
Gelecek açısından tehlike görüyorum. Erdoğan’ı bu şekilde yıldırabileceklerini sanmıyorum. Daha da güçlendirir. Ancak bu da Amerika’nın daha sert yöntemlerle geleceğini gösterir. Ne yazık ki çatışmalarla, anlaşmazlıklarla dolu bir gelecek görüyorum.
Türkiye’deki darbe girişiminin ardındakilere Erdoğan’ın sert tutumu sık sık gündeme geliyor. Türkiye’nin içişlerine kim ne hakla karışabilir ki?
Unutmayalım ki Erdoğan da bir aziz değil. Amerika’nın nasıl bir politika izlediğini biliyoruz. Zayıflıkları kullanır. Türk sisteminin en zayıf yanı ise her köşeye yayılmış „yolsuzluklar“. Bu nedenle Erdoğan’ın „devlet management“ini iyi yönetmesi gerekiyor. „Arkadaşlar devletimizde düzeltmemiz gereken birçok konu var. Birlikte bunları düzeltelim.“ demesi gerekiyor.
Dış ülkelerin de teşvik ettiği gibi meydan okumak yerine bu uzlaştırıcı tavır onu güçlendirir.
Öte yandan Christoph Hörstel’in sosyal medyada da darbe girşimine ilişkin açıklamaları dikkatleri çekiyor.
WASHİNGTON’A BAŞKALDIRMAK İSTEYEN HER ÜLKE TÜRKİYE’YE İYİCE BİR BAKSIN!
Facebook hesabında Türkiye’deki sıcak gelişmeleri sık sık değerlendiren Hörstel 31 Temmuz’da şu korkutucu notu düştü:
„TÜRKİYE: Ankara binlerce güvenlik gücüyle stratejik Türk Amerikan hava üssünü kapattı. Ülkedeki bütün askeri okullar kapatıldı, istihbarat yeni Başbakan Yıldırım’ın yönetiminde.. Suriye sınırı daha önce kapatılmıştı. IŞİD yeni „bayiler“ aramak zorunda. Moskova zafer çığlıklarıyla zekice kendisini tutuyor. Kısacası: Türkiye bir değişimin eşiğinde. Erdoğan yeni bir darbe girişimiyle karşı karşıya olduğunu biliyor ve kendi varlığı için de mücadele ediyor. Durum ciddi. Washington’a başkaldırmak isteyen her ülke, her Hükümet, Türkiye’de neler olup bittiğine iyice bir bakmalı“
Hörstel’in ABD’yle ilgili ithamları bununla da kalmıyor.
11 EYLÜL’DE DE BUNU YAPTILAR
Sosyal medyadan eleştirilerine devam eden Hörstel’in 11 Eylül vurgusu yaptığı 3 Ağustos tarihindeki uyarısı dikkat çekici:
„Şimdi durum daha da ciddi. Erdoğan ve muhalefet birlikte Nato’yu suçluyorlar. Bu Batı adına son derece utanç verici.
Eğer Erdoğan’ı eleştirenler bile, Nato’daki gizli istihbarat ağı ‚Gladyo‘nun ve „Gülen Hareketi“nin kol kanat gerdiklerinin darbenin arkasında olduğunu söylüyorlarsa, Nato Hükümetleri Erdoğan eleştirileri ve söylemlerini masadan silemezler, artık renklerini göstermek zorundalar. Ama ne yazık ki dünyayı karmaşıklığa sürükleyen „11 Eylül“de de bunu yapmadılar. Herşey yerle bir olana kadar da buna devam edecekler. Borsalarda ve ordularda. U.V.M.’nin raporuna rağmen „Banka Stres testi“ni böyle çarpıtanlar, küresel saldırı doktrinlerini keskinleştirebilmek için bu kez Libya’yı kullanacaklar. Yeni Amerika Devlet Başkanı’nın politikaları hakkında sadece bu kadarını söyleyebilirim.“
Sadece Hörstel’in iddialarını değil, birçok veriyi de dikkate aldığımızda buna hala “askeri darbe” ya da “çakma darbe” demek için uğraşmanın Türk halkına, ordusuna ve ülkenin geleceğine vurulacak en büyük darbe olduğunu ben de söylemek zorundayım.
Sevgi ve ışıkla kalın…
STUTTGART – Işın TOYMAZ