$USD
EURO
ALTIN

#hayır 27 Mart 2017

Ömrümün yarısını anavatan Türkiye, diğer yarısını da ikinci vatan Almanya´da geçirdim. Üzerimizdeki gömlek ipekten…
En küçük bir terslikte leke olur, kirlenir, orjinalliğini kaybeder.
Herkesin çocuğuna eşit mesafede durduk.
Azılı ve aşırı düşünceler taşıyanlar hariç tüm velilerimizi sevdik.
Onları dinledik. Onlara hizmet götürdük. Politikanın, parti ayağına hiçbri zaman bulaşmadık. Ama eyaletteki tüm politikacılar ile biraraya geldik. Sorunlarımızı konuştuk, ihtiyaçlarımızı anlattık. Türk Alman, Hıristiyan, Musevi, Müslüman tüm dinlerden insanlar ile beraber çalıştık. Kültür programları ürettik. Hiçbir zaman particilik, partizanlık yapmadık.
Ama bu sefer başka…
Bu sefer ülkemin geleceği söz konusu..
Hayır demek için onlarca sebep var. Haftalardır aylardır, gazetelerde telefonlarda, sokaklarda “Evet” , “Hayır” sloganları atılıyor.
Anayurdumuz zor günler geçiriyor. Çok önemli bir dönemeçteyiz. Hiç olmadığı kadar. Herkes birbirini “EVET“ , “HAYIR“ çerçevesinde değerlendiriyor. Halbuki bizler Avrupa´nın birçok ülkesinde referandumlara şahit olduk. Hiçbirinde de bizimki gibi ayyuka çıkan, bölen, bölüştüren bir duruma müşahade etmedik.
Ana muhalefet bu kez mantıklı ve olgun. Çünkü eli sağlam. „Hayır“ anlatımlarını Cumhurbaşkanının kendisine indirgemiyor. Karşı tarafta durum farklı. Hükümet neden evet denmesi ile ilgili gerekli argümanları bulamıyor. Anamuhalefete saldırıyor. Ayrıştırıyor. Bölüyor. Çünkü bu kez evet denmesi için eli güçlü değil.
Mesela “Hayır diyen teröristtir“ diyor. Bu söylenecek laf mıdır.
“Hayır diyenlerin içinde şehit aileleri de var. Sade vatandaş işçi, memur, iş adamı, doktor avukat…
Neyse her kesimden en demokratik hakkını kullanmak isteyen vatandaş da vardır.
Bu tip söylemler insanımızı ayrıştırıyor. Bölüyor ki, bu da temelde Türk Toplumu´na, Türkiye´ye zarar veriyor.Türk insanı tahakküm altında kalmaz, hiçbir boyunduruğu kabul etmez… Yoksa yedi düvele karşı vatanımızı nasıl savunurdu. Cumhuriyeti nasıl kurardı.
Özellikle bu dönemde açık açık hükümeti karşınıza alıp „Hayır „ diyebilmek de yürek istiyor.
Sıkıntımız bugünler değildir, olmamalıdır. Karşımızda Amerika örneği var ki, onların kuvvetler ayrılığı bağlamında Başkanları Trump’ı dizginliyebilme şansları olmuştur. Ya bizim „Türk Tipi Başkanlık“ bağlamında birkaç dönem sonra seçilecek Başkana ne gibi bir yaptırımımız olabilir. Beni en çok korkutan konuların başında bu geliyor. Yani „Türk Tipi Başkanlık“ anayasası ne zaman patlayacağı belli olmayan bir Rus ruletidir.
Bir önemli diğer husus..
#HAYIR dememizin onlarca sebebi var. Fakat benim için en önemli birkaçını sıralamam yeterli sanırım. Bunların başında, Cumhuriyetin ve Atatürkçü düşüncenin itibarsızlaştırılması gelmektedir. Diğer bir husus refenduma sunulan anayasanın hazırlanış şekli, oylamaya sunuluş zamanıdır.
Karşımızda onlarca sorun varken, Suriye meselesi, ülkemizdeki Suriyeliler meselesi, Avrupa ile zıtlaşmamız, adalar sorunu varken, kimin hazırladığı bile belli olmayan bu anayasa ile, milletin yönetim şekli belirlenecektir.
Ve bu sistem „Cumhurbaşkanı“ üzerine dizayn edilmiştir. Yine bu değişiklik OHAL döneminde yapılmak istenmektedir.
Diyelimki referandum da yüzde elli-altmış arasında evet oyu çıktı. Bir ülkenin yönetim şeklini berlileyecek böyle önemli bir konuda, uzlaşı sağlanmadan alelacele yürürlüğe konulan, Toplumsal mutabakat bir tarafa, dayatmacı bir zihniyetle kabul ettirilmeye çalışılan bir anayasanın ne yararı olabilir. Toplum vicdanında açılan yaralar nasıl sarılır.? Böyle bir durum birlik ve beraberliği temelinden sarsar ki bunun tamiri mümkün olmayabilir.
Zor günler geçiriyoruz. İçeride ve dışarıda birçok kişi Türkiye´nin tökezlenmesini istiyor. Dilerimki „Hayır“ bir başlangıç olsun. Toplumun tüm katmanları tekrar kucaklaşsın. Bütün zorlukların aşılmasının tek çaresi, tek vücud olabilmek. Demokratik olgunluk kazansın ve kararlı, kararsızlarda kararlarını söyleyebilsinler.
„Hayır“ çıkarsa AKP´nin kaybedeceği birşey yoktur. Fakat evet çıkarsa Türkiye´nin kaybedeceği çok şeyi olabilir.

******

Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan haklıdır. “ Türkiye şamar oğlanı değildir.”
Almanya´nın yabancılar politikası Türk toplumu üzerine kurgulanmıştır.
Bu kurgu Türk – Alman ilişkileri bağlamında gelişmektedir. Yani ilişkiler iyiyse bütün eksiklerine rağmen uygulamalar, konuşulabilir, tartışılabilir boyutta olmuştur.
Anayasa değişikliği Avrupa platformunda tartışılırken, karşılıklı olarak devletler arası nezaketin dışına çıkıldı. Nasıl Sayın Erdoğan´nın, Almanya için kullandığı “Faşist ve Nazi tanımlamasını kabul etmiyorsak. Türkiye bürokrasisine, vekiline, bakanına yapılan yapılan yakışıksız, antidemokratik , AP komusyonu kararlarına aykırı iki yüzlü tutumları da kabul etmemiz mümkün değildir.
Almanya´da yaşayan Türk Toplumu geldiği ilk günden bu yana Almanya´ya büyük katkılar sağlamıştır. Almanyanın dört bir yanında dernekler iş adamları işçiler emekliler öğrenciler veliler, annneler, babalar, elli yılı çoktan aşmış, misafir işçi statüsünde geldikleri bir ülkede , doktor, avukat bankacı sanayici, esnaf, işçi, işveren olmuşlar. Ama en çok da iki ülkenin dostluğu adına çok mesai harcamışlar. Hem kendi kültürlerini yaşatmaya çalışmış, hem de içinde bulundukları ülkenin kültürünü benimsemişler. Almanya´nın kalkınmasına önemli katkılarda bulunurken, Türkiye´nin her çağrısında devletine ve milletine maddi manevi yardıma koşmuşlar.
Başta Hollanda, Almanya, Avusturya, İsviçre olmak üzere Avrupa´da yaşayan Türk gerçeğini görmezden gelen, parti nezdinde, bir toplumu küçük düşürmeye çalışan düşünce ve hareket tarzını kabul etmek mümkün değildir. Bunu kabul etmemiz demek, kendimizi, kokumuzu, geçmişimizi, geleceğimizi inkar etmek anlamına gelecektir. Bir ülkenin Cumhurbaşkanı´nı sevmiyor diye, tüm anti demokratik davranışlar ile, yapılanları ona addetmek, elli yılı aşkın zaman içinde yapılan hataların tekrarı demektir. Tüm yapılanları, verilen emekleri görmezlikten gelmek demektir. Türk toplumunu kendi eliyle, yükselen aşırı sağın kucağına atmak demektir. Başta Almanya olmak üzere bu tutuma da “HAYIR” diyoruz. Türk toplumunun hakettiği saygıyı görmesini, dilini, dinini istediği gibi yaşayabilmesini arzu etmekteyiz. Ve bu konuda Almanya´nın tüm kurumlarından demokratik bir bakış açısıyla AP kararlarını çiğnemeden, Türk toplumunu gözardı etmeden hareket etmeye çağırıyoruz.
Avrupa´da yaşayan “Müslüman Toplum“ gerçeği vardır. Saydığımız bütün katkılarda bu toplumun katkıları vardır. Basına „Almanya“ konularak kurulan dernekler Türk toplumunun gerçek temsilcileri olamamışlardır.
Bu ülkenin DİTİB gerçeği vardır. Eğitim dernekleri, Federasyonları vardır.Ve Almanya´ya onlarca yıldır hizmet etmiştir. Bunu görmemezlikten gelmek, sakıncalı kurum ilan etmek yapılabilecek yanlışların başında gelmektedir. Bu kurumların itibassızlaştırma çabaları Avrupa demokrasisinin imajını kötüleştirmiştir. İnsanların normal hayatlarında işyerlerinde giyim-kuşamına karışmak en iyi söylemle antidemokratiktir. Gariptir ki Türkiye´de asılan bu antidemokratik kararlar, Avrupa´da uygulanmaya çalışılmaktadır.
Münferit olayları bahane ederek, onlarca yıldır, en zor şartlarda görev yapan öğretmenleri ajan ilan etmek, Türkçe derslerini karalamak Almanya´nın imajına zarar vermektedir.
Avrupa´da yaşan göç ülkeleri içinde hangi toplum, Türk toplumu kadar Almanya´ya hizmet etmiştir. Mülteciler konusunda bile onları anlayan kucaklayan, zaman zaman besleyen, karşılıksız yardımlarını esirgemeyen yine Türk toplumu olmuştur. Devletler arası ilişkilerde hangi dilin kullanılacağını, onlar çok daha iyi bilirler. Son zamanlarda iplerin kopma noktasına gelecek kadar gerildiği bir dönemde, siyasilerin tüm Türk toplumunu karalayan tutumları kabul edilemez. En azından Almanya´da yaşayan Türk toplumuna sahip çıkılmamıştır. Alman basınının iyi günde de kötü günde de Türk toplumu adına olumlu birşey yazdığına zaten şahit olmadık. Yazık… Bir de üstüne son dönemde Türkiye´den gelen ya da burada yetiştirilen devşirme gazeteciler eklenince durum vahametini daha da arttırılmıştır.
Hele hele tarih yazmaya kalkan siyasetçilerin kendini bilmez tavırları, en hafif tabirle hiç yakışmamıştır. Soysuz siyaset yüzünü göstermiş, sokaktaki vatandaş, işyerinde, evinde tekrar kendini ifade emek zorunda kalmıştır. Türk toplumu bir anlamda siyasilerin çıkardığı faturaları ödememek için imaj yenilemek zorunda bırakılmıştır.Bu büyük bir haksızlıktır. Almanya Türklerinin dördüncü kuşağı yaşamaktadır. Kalıcı oldukları gerçeğine rağmen akıl dışı tutumlar Türk ve Alman toplumunu günlük hayatta da karşı karşıya getirmiş, Türk toplumunun günlük hayatta yaşamını zorlaştırmıştır. Herkes aklını başına toplasın biribrine sahip çıksın. Biz çoktandır Almanya bizim vatanız diyoruz, fakat Almanya hala bize vatan evladı muamelesi yapmıyor.
Bugün Avrupa´da referandum sandıkları kuruluyor. Ümidim gerek Türkiye´de gerekse Avrupa´da sandıklara gidilsin. Karasızların bu seçimlerin galibini belirleyeceği bir gerçektir. Suskun ama kararını vermiş, kararsız görünen insanlarımız, mutlaka oy kullanmaya gitmeleri gerekmekteidr. Türkiye´nin doğru karar alabilmesi sizlerin elindedir. Bu tarihi sınavda Türkiye´nin sizlere ihtiyacı vardır.
Stuttgart – Güven Toymaz