$USD
EURO
ALTIN

ORTAYA ÇEK Bİ „TÜRKÇE ALMANCA KARIŞIK“ 11 Temmuz 2016

„Was ist los Kanka?

Ben Bahnhof-a gidiyom. Freundin-le gesçes biras. Havı çok güsel. Bugün frei-ım var. Sen napiyon?

Ja ben de bankıya gidiyom. Konto-ma überweisung yapçam.

Morgen napiyon?

Sınav yasçam. Yarın akşam gel televizyon bakalım. Bisim ev kilimalı. Abi kino-ya da gidebiliris yani. Aciyip bi film gelmiş ja. Urlaub-a gitmeden, isin yapmadan zon bir kes film felan bakalım. Biletler çok uçus. Übermorgen da gidebiliris aber morgen Kino-günüymüş.

Okey. Belki Alex’e gidip gitar falan da oynarıs. Abi gitar oynamayı cok sefiyom ja.

Tamam da kanka. Burası doyçlant. Alman’a termin yapmadan gidilmez ki. Hem o Abitur yapiyo. Samanı hiç yoktur jetzt.

Ja tamam ja. O saman empedray-dan bişiler runterladen yapıp dinleris ja.“

 

Yukarıdaki diyaloğu yazarken ne yalan söyleyeyim, çok eğlendim.

Çünkü sadece yazım şekli, bol hatalı cümle yapısı değil aynı zamanda tonlamaları da hayal edebiliyorum.

Çünkü ben de Almanya’da yaşıyorum.

Çünkü ben de hergün metroda, sokakta, okulda, cafede, restoranda her yerde bu ve buna benzer „Almancı Türkçesi“ni bol bol duyuyorum.

Elbette yazarken aklıma Hayat Şarkısı’nın Almancı Mahir’i ya da Berlin Kaplanı’nın Ayhan Kaplan’ı da geldi.

Gülsen olmaz, ağlasan olmaz.

Yıllardır Türkçe ve Almanca dillerinin karışımı cümleleri kınayan, „cıs“ ve „tu kaka“ diyen, küçümseyen, horgören uzman uyarıları kulağımızda, bu şekilde konuşan çocuklara rastladığımızda vicdanımızı rahatlatmak için habire ayar verdik durduk, „Hoop, o ne biçim Türkçe bakiim öyle“ diye azarladık.

Oysa o bir kere Türkçe değil.

Öyle değil mi?

Farklı bir dil. 3. ve 4. kuşak Türklerin Almanca gramatiğe göre kurgulayıp, Türkçe sözcüklerle bezediği başka bir dil.

Ne Türkçe ne Almanca.

 

Türkiye’dekilerin duydukları zaman „dalga geçtiği“…

Dizilere, filmlere konu olan göç çocuklarının kullandığı dil.

Kimilerine göre „Kanackensprache“.

 

İşin özü, Türkçe Almanca karışık sohbetler hakkında hep alarm çanları çaldı bugüne kadar…

Ta ki dilbilimci Prof. Dr. Mehmet Ali Akıncı „dur“ diyene kadar.

Stuttgart kentindeki „Çokdilliliğin Yabancı Dil Edinimine ve Akademik Başarıya Etkileri“ başlıklı toplantıya Fransa’dan konuşmacı olarak gelen Rouen Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Akıncı ezber bozdu ve gözümüzün içine baka baka „Dil karıştırmak yetenektir“ dedi.

Hadi bakalııım…

Zaten yarım asırdır „gurbetçi“ „Almancı“ olarak her konuda küçümsenen göç çocuklarına bir Türk profesör geldi ve kol kanat altına alıverdi:

„Utanmayın çocuklar. Konuşun. Yeter ki konuşun“

Feuerbach Ditib konferans salonunda Türk Dili ve Kültürü dersleri öğretmenlerine ve velilere yönelik çarpıcı bir konuşma yapan Prof. Dr. Mehmet Ali Akıncı’ya göre ikidilli çocukların ya da gençlerin dili karıştırarak konuşması bir zenginlik.

Evet yanlış okumadınız, dil karıştırarak konuşmak bir yetenek.

MEHMET ALI AKINCI

Türkçe ve ikidillilik konulu toplantılarda hep birbirine benzeyen açıklamalar ve telkinler duymaktan bıkıp usandığımız son günlerde Prof. Dr. Mehmet Ali Akıncı’nın sıradışı önerilerini ve çokdillilikle ilgili farklı söylemlerini buyrun okuyun:

 

„İKİDİLLİLİK MARATON KOŞMAYA BENZER“

„Bahnhof’a gidiyorum“, diyorlar. Burada Almanca kelimeye „a“ ekinin takılması gerektiğini çocuk biliyor. Yani bu eksiklik değil beceridir. Dil karıştırmak bir kazanımdır. Bunu tekdilliler yapamaz. İkidilliler tekdilli ile karşılaştığında ise dili karıştırmayı bırakabiliyor. Tekdilliliğe geçiyor. Tekdilliyle tekdilli muhabbet edebiliyor. Ancak ikidillilik maraton koşmaya benzer.

 

Özellikle göç ortamında emek verilmezse kaybolur. Öğretmenler, veliler çocuklara ikidillilik konusunda sahip çıkmak zorundalar. Yoksa ikidillilik maratonu bir anda tekdilli koşu bandına dönüşebilir.

İki dillilk çocuğun gelişimi açısından büyük avantaj. Ancak ne yazık ki Fransızca İngilizce olunca zengin çiftdillilik, Türkçe Arapça olunca fakir çiftdillilik olarak karşımıza çıkıyor.

 

„12 YAŞINDAN SONRA ÖĞRENİLEN DİL AKSANLI KONUŞULUYOR“

Ayrıca çocuklarla aileiçi iletişim ise büyük önem taşıyor.

0-3 yaş grubundaki ikidilliliğe „eşzamanlı ikidillilik“, 3 yaş sonrasına „ardaşık ikidillililik“, 6 yaş sonrasına ise „geç ikidillilik“ diyoruz. Bu nedenle dil gelişimi 0-7 yaş arası çok önemli. Ninniler, şiirler, masallar ikidilliliği geliştirir.

12 yaş sonrası öğrenilen ikinci dil durumuna ise „ergenlik ikidilliliği“ ya da „okul dilliliği“ deniyor. Ki bu yaştan sonra öğrenilen ikinci dili yani Almanca’yı çocuk bu kez Türkçe aksanı ile konuşuyor.

Bununla birlikte kelime ve cümle yapısını öğrenmenin ise yaşla alakası yoktur. Türkçe’yi ne kadar iyi bilip bilmediğine bakmaksızın, göçmen kökenli gençler Türkçe konuşmaktan utanmayacaklar.

 

„ESAS SORUN 3. KUŞAK. AZ TÜRKÇE AZ ALMANCA“

Almanya’daki Türk çocuklarının esas sorunu, onları yetiştiren 3. kuşağın hem Türkçe’yi hem de Almanca’yı yeteri kadar konuşamamaları.“

 

Rouen Üniversitesi Öğretim Üyesi Mehmet Ali Hoca’yı Almanya’da dil konusundaki tartışma toplantılarında, konferanslarda daha çok görmek isteriz.

Önerilerine, Almanya’daki Türk dilbilimciler ne cevap verir bilemem ama bu yazıyı da Prof. Dr. Akıncı’nın son bir önerisine yer vermeden bitirmek olmaz:

 

„Bırakın çocuklarınız 3 hafta Türkiye’de kuzenleriyle, akrabalarıyla, akranlarıyla birlikte tatil geçirsinler. Ondan sonra şakır şakır Türkçe konuşmaya başlayacaklar. Neden mi? Çünkü 3 hafta tekdillilerle Türkiye tatili eşittir 4 ay ders. „

 

STUTTGART – Işın TOYMAZ