$USD
EURO
ALTIN

SUS LAN ÇARPILACAKSIN 21 Eylül 2015

Kendi kendime diyorum ki; “Bu işte bir yanlışlık var!” “Olamaz” diyorum çoğu kez, “Bu kadar da olmaz!” Ben bunları derken başkalarının; “Olur abicim, olur! Bal gibi de olur” demesini de algılamakta zorluk çekiyorum. Ben mi anormalim, yaşananlar mı çok normal bir türlü anlayamadım.

Allah kabul etsin, Allah bizlere de nasip etsin, sırası gelen, vakit bulan, maddi durumunu ayarlayabilen “Hac İbadeti”ni yerine getirmek için kutsal topraklara gidiyor. Hac‘ca gidenlerin cep telefonlarıyla çekip “Sosyal Medya”da paylaştıkları resimlerde görünen manzara karşısında donup kalmamak elde değil! Kabe‘nin etrafı komple vinçlerle çevrilmiş. Ne kadar; “Kabe’de tavaf alanını genişletmek amacıyla kurulmuş vinçler” dense de, bir çoğu lüks otel inşatlarının yapımı için kullanılıyor. İlginç ama bu otellerin de çoğunun yabancılara ait olduğu söyleniyor. (Yabancılardan kasıt, Müslüman olmayan şahıslar!)

Vinç kazası
Burada çok acı bir vinç kazası yaşandı ve 107 hacı oracıkta can verdi. Vincin sahibi olan firma da açıklama olarak; “Takdir-i İlahi” dedi. Yahu sen tut vincin denge betonlarını takma, sonra çıkan fırtınada milletin tavaf yaptığı yere düşsün, hacılar oracıkta can versin, sonra da “Takdir-i İlahi” açıklaması yap! Bu “Takdir-i İlahi ve Fıtrat” neden hep bizi buluyor, ya da neden hep Müslümanları buluyor? Bu işte en azından bir söylem yanlışlığı yok mu?

Müslümanlar ibated için, manevi duygularla “Kutsal Topraklar”a akın ederken, birilerinin bundan ciddi şekilde maddi olarak çıkar sağlamaya çabalaması anlaşılır gibi değil. Bir şeyi kutsal yapan kısmen de olsa onun doğallığı değil midir? Sen daha çok insan gelsin, daha çok “para” gelsin diye oranın altını üstüne getirmişsin ve getiriyorsun, nerde kaldı doğallık? Nerde kaldı maneviyat? Gerçi sizin için herşey maddiyat! Bunun böyle olduğunu ben yıllar önce Arabistan‘a gittiğimde aslında bizzat görmüş ve şahit olmuştum.

İlginç
Günümüz teknolojisi ile artık herşeyi daha net görebiliyoruz. Eskiden Hac ibadetini yapmak için kutsal topraklara giderken Fotoğraf makinesi götürmek, Mekke‘yi, Medine‘yi bir kenara bırak, tüm Arabistan’da fotoğraf çekmek bile yasakken, bugün nasıl oluyor da millet saniyede bir resim çekip sosyal medyada paylaşıyor, anlayabilmiş değilim.

Bundan 20 yıl önce Arabistan’ın Yanbu şehrine gittiğimde bütün fotoğraf makinelerini ve video çeken kameraları toplayıp bir odaya kilitleyip mühürlemişlerdi. Çünkü kutsal topraklarda fotoğraf çekmenin yasak olduğu söyleniyordu. Fotoğraf günahtı çünkü! Yahu o zamanlar günahtı da, şimdi değil mi? Ne zaman değiştirdiniz kitabın bu sayfasını? Ya da günah değildi de neden kandırdınız milleti? Müslümanlığın hangi sayfasında yazıyor sizin söylediğinizin yalanların günah olmadığı?

Yuh!
Yasağı, günahı, sevabı bir kenara bırakalım, ben yine diyorum ki; “Olamaz kardeşim! Olamaz!” “Olamaz abicim ya, olamaz!” İbadet için gittiğiniz bu topraklarda yaptıklarınız kabullenebilecek cinsten değil! Yok efendim; Kabe’de ikindi namazı keyfi (Arkada Kabe görünecek şekilde özçekim), Mina’da şeytan taşlama keyfi (Önde küçük şeytan taşı, avuçta küçük küçük taşlar)… Orda onu yaptım, burda bunu yapcam! Kardeşim sen ibadet edip gönlünü-kalbini temizlemeye gitmedin mi oraya? Elinde telefon, bir feystesin, bir tivitirde, bir elinle instegrama resim atıyorsun, diğeriyle yutuba video yüklüyorsun!

Ya takipçilere birşey olursa?
Ya kardeşim bırak telefonu elinden bırak! İki rekat tüm kalbinle namaz kıl da gittiğin ibadetin bir anlamı olsun! Nedir bu sosyal paylaşım aşkı ya! Normal hayatta hepimiz öyleyiz. Ben kendimi soyutlamıyorum. Ne kadar ağırlıklı olarak “iş için” kullanıyorum desem de, zaman zaman ordan, burdan, şurdan resimler atıp, o an aklıma gelen iki satır yazıyı karalıyıveriyorum ama bu farklı. Çünkü sen oraya bütün günahlarından arınmak için gittin. Feysten nerde olduğunu rapor etmek için değil! Korkma, takipçilerin meraktan gebermez!

“Sus Lan Çarpılacaksın” onu konuşma, “Dinden çıkarsın” bunu konuşma! “Sen neyi biliyor da konuşuyorsun” diye eleştir, kendin Sübhaneke‘yi bile doğru düzgün okuyama. Ya bırakın Allah’ınızı severseniz. Bizim dinimiz teknolojiyle kabuk değiştirdi, değiştirilen kabuk herkese malum oldu da içinizde bir “salak” ben mi kaldım?

Kullan, kullan!
Önümüz bayram, şimdiden herkesin Kurban Bayramı’nı kutluyorum. Ve diyorum ki; Allah bizlere “akıl-fikir” vermiş, doğruyu yanlışı ayırabilme kabiliyeti vermiş. Düşünelim diye “beyin” vermiş. Acıyı, sevinci tüm içtenliğiyle yaşayalım diye “kalp” vermiş. Allah bize herşeyi bol bol vermiş! Eee, o halde azıcık bunları kullanalım.

Gelecek sayıda görüşünceye dek;
Hoşça bakın zatınıza!