$USD
EURO
ALTIN

TÜRKİYE’DE MÜSLÜMAN-ALMAN OLARAK YAŞAMAYI ÇOK İSTERDİM 10 Eylül 2013

Arada sırada yaptığın Türkçe yanlışlıklar sempati ile karşılanır. Hele bir de sakal bırakıp tesbih çekersen… Elhamdülillah ben  Müslüman….dedin mi Türklerin en ateisti kendinden geçer.

 

Almanya da Müslüman olmak zordur. Hele bir de Almanca’yı yanlış konuşursan.

Sakal bırakıp tesbih çekersen.Türkiye’de Müslüman Almancı olmak en kolayıdır.

Ne yapsan, „Ne olcak Almancı, delidir ne yapsa yeridir. Hele bir de sakal bırakıp tesbih çekersen „Adam Almancı ama dinini dilini unutmamış“ derler.

 

Almancı kendinden başka hiç kimseyi beğenmiyen ukalanın birisidir. Nereye gitse orada hır gür çıkarır.  Gezi olaylarında parmağı var mı bilmiyorum ama, dış güçlerden birisi olduğu için araştırmak gerek.

Hayatından memnun değildir Almancı. Almanya’da Türk, Türkiye’de Almandır.

 

Geçenlerde 3 No’lu torunum geldi Türkiye’ye. Almanya’da ona buna kendinin Osmanlı olduğunu anlatır. Soyunda Kızılderililik de olan bir Afro-Amerikan babanın çocuğu.

 

Anneannesi tarafından Orta Asya’dan geldiğini söyler, büyükbabası, yani benim tarafımdan Kafkasya’nın uzun boylu sarışın cesur ve savaşkan Çerkezlerinden geldiğini her yerde belirtir.

„İstanbul’da iki yeri görmeden gitmem“ dedi.

„Topkapı Sarayı, Osmanlı’nın yuvası ve Dolmabahçe’de rahmetli Atatürk’ün ölüm yatağı. İki gün Türkiye’de kalınca da ben Alman vatandaşı olacağım“ dedi.

Ben Almancı adımı sevmiyorum. Bu adı nasıl kazandığımı da bilmiyorum.

Güya 1970’li yıllarda köyün kasabanın çulu bile olmayanları Almanya’ya gidince ellerinde radyoları, boğazlarında fotoğraf makinaları, başlarında fotörleri, ceplerinde filitreli sigaralarıyla gezmeye gelip hava attıklarından beri bize bu ismi vermişler.

Ben hiç böyle gelmedim Türkiye’ye. Ama Allah icin yatmadığım Alman kadını kalmadığını ben de anlattım ve iki meslektaşım Angelika ve Monika dışında kadın da tanımadım. Onların da Noel’den Noel’e ellerinden başka bir yerlerini sıkmadım.

Ben de 40 yaşında ki oğluma 15’lik eli ayağı düzgün kızoğlan kız birini aradım.

Ben de yapılması planlanan, düşünülen, hayal edilen her camiye para bağışladım.

Ben de faize karşı, kar ortaklığını destekleyen, imanı bol ama kazancı hiç olmayan şirketlere para kaptırdım.

Buna rağmen neden bana Almancı deniyor da mesela USA vatandaşı olan teyzemin oğlu Cenabettin’e Almancı denmiyor. Cenap Amerikan vatandaşı olmak için iki yıl Irak’ta savaştı, kaç Arap öldürdü bilmiyorum ama ona ne Almancı deniyor ne de Amerikancı.

Tek kelime yabancı dil bilmediği halde Almanya’ya gönderilen Kültür Ataşelerinin hiçbirine de Almanci denmiyor.

Güzel Rus kızlarının hatırına Sankt Petersburg’un soğuğuna bile dayanan Urfalı Kürt eniştemin oğlu Resul da Almancı değil. Amcamın kaynı Recep 5 senedir Suudi Arabistan’da çalışıyor…ona hiç olmazsa Suudcu denemez mi? Ya da Teyzemin damadı Zekayi Libya’da… Türkçe dahil 5 dili çok iyi konuşan Münih Üniversitesini bitirip Harward’ta doktorasını yapan bizim Çakırgümüş köyünden Topal Hasan Cavuş’un torunu İsmail Kahramantürk Almancı sayılıyor. Franzısın Almancısı olabiliyor, Hollandalı’nın da, ama İngilizin Almancısını herkes ya Camdridge’te okuyan öğrenci zannediyor ya da Oxford da bilim adamı.

 

Almancı SEN UYUM SAĞLA, AMA ÖZBENLIĞİNİ UNUTMA. Özbenliğimi unutmamak için benliğimi değistirdim. Daha iyi Almanca öğrenmek istedim. Ne kadar iyi Almanca öğrendiysem o kadar iyi tanıdım….Türkleri ve Türkiye’yi.

28 yıldır Almanca kabare yapıyorum. Bunun 16 yılını 215 kişilik kendi tiyatromda. İzleyicimin yüzde 95’i Alman, geri kalan yüzde 5’in yanlı yüzde 20’si Türk ya da Türk asıllı Alman.

Almanların kahkahalarla seyrettiği başarılı bir Almanca oyundan sonra, Türkiye’de ki Türklerin Almanya’ daki Türkler hakkında düşündüklerini haklı çıkaracak boktan bir Türk meyhanesine gidip „ KABRİME GELME ISTEEEEMMMMMEEEEMM..“ gibi yamuk, yıvışık ve damardan girip beyinde akıl bırakmayan cıvık bir Arabesk dinliyorum ve ben de ordakilerle birlikte ALLLLLAAAAH diye nara patlatıyorum. Daha jilete kadar gelemedim. Almanya’ya gidene kadar, yani Almanca’yı iyi öğrenene kadar Arabesk dinleyen bir insan değildim. Sazdan hoşlanmayan ben HAYDAR HAYDAR’ı dinlemek için 180 km yol gittim bir oyundan sonra. Almanya’da rakı balığı çok özlüyorum, Türkiye’de adını bile anmam. Sevmem de…Hele erkeklerin yemek yerken bile sigara içmeleri…Igiitttt..

Ama Almanya’da…..Aynı Türkiye’deki Türk erkekleri gibi bir yudum rakı ve arada kadınlardan söz etmek…. Türkiye’de hiç sarımsak yemezdim. Almanca’yı öğrenip Türklerin her daim sarımsak koktuklarını Almanlardan duyunca diş diş sarımsak …

Bir Türk kültür derneği için kabak ve ayçiçeği çekirdeği çitlemenin teknik farklılığını  anlatan bir yazı yazmam istendi. Alman halkına kendi öz benliğimizi tanıtmalıymışız.

Türkiye’deki Bilim Adamları biz Almancıları hala Sayın Nermin Abadan Unat kanalıyla tanırlar. Nermin Hanım torun Almancıların özlemlerini bilmez. Nermin Hanım ne Mesut Özil’i ne Nuri Şahin’i, ne Fatih Akın’ı, ne Django Asül’ü tanır.

Bu bilimadamları devamlı Türklerin neden uyum sağlayamadıklarını araştırırlar. Neden bulamazlar.  Almanya’da uyum vardı da biz mi almadık.

Ben uyum bulamadım. 41 yıldır arıyorum. Sosyaldemokrata sordum „Uyum nedir?“ diye, „Sosyaldemokrasi uyumdur“ dedi. Katolik uyumun Vatikan’da, Protestan Martin Luther’ de, ibne Köln’de, orospu Hamburg-San Pauli’ de, Yeşiller Cem Özdemir’de, Liberaller  parada diyorlar.

Almanya’ da 80 milyondan fazla Alman vatandaşı yaşıyor, benim gibi Almancının biri günün her dakikasında bir Almanın uyum doğrultusuna girse, her dakika kendi çevresinde Mevlana’dan hızlı dönmek zorunda.

 

Yoksa siz bir Alman gibi devamli dert yanmayı uyum mu zannediyorsunuz?

Ben hal ve hatırım sorulduğunda hala „ Bugünlük idare ediyoruz, yarın Allah kerim“ demeyi tercih etmek istiyorum.

Benim gibi Türk gibi düşünen birinden Alman gibi davranmasını istemeyin. Yoksa çuvallıyorum. Beynimden çıkan Türkce düşünce elime ayağıma Almanca olarak ulaşana kadar sulanıyor, cıvıyor.

Karşıimda ki Almanla onun ana diliyle konuşuyorum ama kelimeye başka anlam yüklüyorum. „Ciğerini yerim senin anam’ı“ ben Almanca’ya kelime kelime doğru çeviriyorum ama Alman birşey anlamıyor. Benim sevgi olarak ifade ettiğim cümle Alman’ın kulağına kendi anadilinde Almanca gelince adamcağızda korku uyandırıyor. Ciğeri tehlikeye giren bir insanoğlu nasıl davranırsa Alman da öyle davranıyor: Hallo, Polizei!

Ve Türkiye deki Sayin Abadan Unat’ın öğrencicikleri bunu bile yanlış anlıyorlar. Ve hemen koro olarak: GURBETÇİLER UYUM SAĞLAYAMIYOR.

 

Gurbetçi, Türkçe diline göre „DIŞARIDA YAŞAYAN“dır.

Benim ne çifte vatandaşlığım var, ne de Almanım. Ben Almanya’da yaşamayı, Almanca konuşmayı seven bir Türk vatandaşıyım. Gurbetçi değilim. Ben orada yaşamaktan hoşlanan birisiyim. Yabancı bir yer değil Almanya bana. Almanya geleceğine ortak olduğum bir yer, onun için Almanca tiyatro açtım, torunlarımın dilinde. Adını da beni okutan sevdiğim insanın mesleğinin Almanca çevirisini koydum. Almanya’da ki evimde babamın fotoğrafı asılı. Annemin gençliğinde bizim köyde kadının fotoğraf çektirmesi günahtı.

 

Frankfurt’ta bir Türk meyhanesinde sarhoş olduktan sonra dizlerimin üzerinde mahallemin karanlık sokaklarından evime gitmeye bayılıyorum. Her duvara yaslanmışlığım var. Çokkültürlü bir şehirde yaşıyorum. Çokdilli. Aynı torunlarım gibi. Fransız gelinim var, Alman-Amerikan damatlarım.

Siyaha yakın esmer benizli torunlarım var, bembeyaz suratlı olanları da var.

Hristiyan gelin ve Hristiyan damatlarımla iyi anlaşıyorum. Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş…..derler ya. Türkçe bir deyimdir bu. Almanca’ya çevirsen Alman anlamaz. Tencere kapak Türkiye’de de yanlış anlaşılıyor artık. Kapağını bulamayan tencere gürültü yapar. Siz bu cümlenin politik anlamı olmadığını zannedin.

 

Sakın fazla üstüme gelmeyin. Ben sevgili Almanyama geri dönmek istiyorum.

Türkiye’nin özlemi çok güzel.

Sinasi DİKMEN