$USD
EURO
ALTIN

Türkiye’ye dönen bir Türk’ün değerlendirmeleri 29 Mayıs 2020

Önemli bir kesim Avrupalı Türk’ün hayalini Türkiye’ye dönüp, ömrünün geri kalan kısmını ülkesinde geçirme hayali süsler. Uzun yıllar Almanya’da yaşadıktan 9 yıl önce Türkiye’ye dönen Hasan Ertürk’ün kaleminden yaşadığı sürecin ilginç değerlendirmelerini okuyabilirsiniz.

*****

Türkiye’ye dönen bir Türk’ün değerlendirmeleri

Yazan: Hasan Ertürk

“Türküz Türkü Çağırırız / İstanbul’da Yaşama Kılavuzu 1”

Bu ülkede geçirdiğim dokuz yılda kırk sene yaşlandım sanki. Oysa Türkiye’ye dışardan bakmak çok daha farklıydı. Çok daha güzel ve çok daha kolaydı. Maalesef burada olmadığım zaman içersinde hızlı değişen ülke gerçeklerini çok geç öğrendim. Belki de uzun bir süre kabullenmemek için direndim. Bu ülkede yaşamak için çalışmak, akıllı ve donanımlı olmak, iyi ahlaklı olmak yetmiyor. Kolaycı zihniyetin bu denli hakim olduğu bir ülkede düzen bizi maalesef bugüne kadar edindiğim(iz) tüm değerleri hiçe sayan yepyeni bir anlayışın çekim alanına alıyor. Değirmen misali öğütüyor, insan taraflarımızı buduyor. Ondan sonra bu yangın yerinde, bu kurtlar sofrasında neden ve nasıl söylendiklerini tartışmadan atalarımıza addedilen birtakım sözlere sarılıyoruz.

“İşi bileceksin, işe gitmeyeceksin, soranlara işten geliyorum diyeceksin”. Üzümü yiyeceksin bağını sormayacaksın. Asla araştırmaya kalkmayacaksın. Zehirli bir bağdan mı, canın tekrar üzüm çeker mi hiç düşünmeyeceksin. 

Bir kere sürüden hiç ayrılmayacaksın. Kurtlara yem olmak istemiyorsan sürü nereye, sen oraya. Sürünün peşini bırakmayacaksın. Dikkat et: Atalarımız, “sadece koyunlar sürüden ayrılmaz” dememişler. Demek ki, koyun olmak/kalmak önemli. Kuzular gibi sessiz, tepkisiz olmaya özen göstereceksin. Başını eğeceksin, kaderine rıza göstereceksin. Ağır başlı olacaksın. Sana molla diyecekler. Başın sürekli eğik gezeceksin ki, ağır başlı olduğun için kaldıramadığını düşünecekler. Sırtlan gibi içten içe tıslayabilirsin ama asla kahkahalarla gülmeyeceksin. “Yemek gördün mü girişeceksin, iş gördün mü sıvışacaksın”.

Seni ısırmayan yılanların bin yaşamasına izin vereceksin. Yılanın başkalarını ısırmasını umursamayacaksın. Hatta zamanla bundan haz duyacaksın. Elinden geldiğince yılanların senin üstü/altı kapalı gösterdiğin hedefleri ısırmasını sağlayacaksın.

Dağdan gelip bağdakini kovmayacaksın. Haklı mı haksız mı seni hiç ilgilendirme-yecek. Önce bağlı olmaya çalışacaksın. Olamıyorsan bile öyle görüneceksin. Bunun için de başını sallayacak, maaşını alacaksın. Sorarlarsa cevap vereceksin. Yoksa susacaksın. Ağzını sadece yağ çekmek ve dalkavukluk yapmak için açacaksın. Yoksa sana bir şeyler sorulana kadar konuşmayacaksın. Sükût altındır diyeceksin, oturacaksın. Eski köye yeni adet getirmeyeceksin. Eski adetlerle idare edeceksin. Yeniliklere karşı çıkacaksın. İtaat edeceksin. Kimse senin düşünmeni beklemediği için söyleneni yapacaksın. Rahatlık sana batmayacak. Ortalığı bulandırmayacaksın. Kimsenin etlisine sütlüsüne karışmayacaksın, suya sabuna dokunmayacaksın.

Çevrendekileri hizaya çekebilmek, ikna edebilmek için bazen cennetten çıkan dayağa başvurabilirsin. Ama önce birkaç kez aba altından sopa göstererek uyarmalısın. Sonra “tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir” deyip sopayı basacaksın. Rahatlıkla hasmın olarak gördüğün kişinin ayaklarına sıkabilirsin. Bizim polislerimiz, hastanelerimiz ve doktorlarımız böylesi durumlara alışkın oldukları için ilk müdahalede fazla zorlanmazlar. Bu işi mutlaka bir garibana ihale etmek sana kolaylıklar sağlayacaktır. Senden şüphelendiklerinde rahatlıkla, “ne yapalım yani, benim dostum çok” şeklinde açıklamalar yapabilirsin.

Haksızlıklara çok uğrayacaksın ama asla hak aramayacaksın. Ya cezasını nasıl olsa Allah verir deyip öteki dünyada yakasına yapışmak üzere randevulaşacaksın ya da kendi infaz yasalarını uygulayacaksın. Öküzün altında buzağı aramayacaksın. Sıkıştın mı, kim(in) olduğu hiç önemli değil, “izindeyiz” deyip, yan gelip yatacaksın. Başkalarının izinde yürüdüğünü ifade ettin mi, asla arkanda iz bırakamayacağını bildikleri için seni de rahat bırakırlar.

Asla akademik kariyer peşinde koşma, profesör olmak senin neyine, ilkokulu bitirdikten sonra en kestirme yollardan üçkağıdı öğrenip parafösör olmaya bak. Kimse sana diploma sormaz. Diyelim yanlışlıkla bir yüksekokula girdin, dersleri hiç çalışmadan verebilmenin yollarını bulacaksın. Asla unutma, seni sonuca götürecek her yol serbesttir. Akademik kariyerle zaman kaybetmeden okumalısın. Böylelikle diplomanı aldığında hemen tüccar avukat, tüccar mühendis/mimar, tüccar doktor olarak para kazanmayı hızlandırabilirsin. 

Bir şey isterken sözüne hep, “yanlış anlamayın ama… “ile başlamayı alışkanlık haline getir. Bu birçok şeyi nazik bir şekilde doğrudan söyleme şeklidir. Böyle başlayan her cümle yanlış anlamaya müsaittir ve asıl söylemek istediğini kolayca anlatmış olursun.

Popüler kültürden hep yakınacaksın. İnsanların magazinle beslenip inançlarıyla uyutulduğu bu toplumda entelektüel görünmenin en kolay yolu budur. Hiçbirini açıp okumasan, dinlemesen de en çok satan kitapların ve müziklerin isimlerini bilmelisin. Cümlelerini ortalıkta dolaşan moda sözlerle oluşturmaya özen göstermelisin. 

Sürekli ağzından solumalısın. Böylelikle sana kimse, “neden burnundan soluyorsun, ne oldu” gibi abuk sorular soramayacağı için öfkeni hep başkalarından gizleyebileceksin.

Başlangıç için tavsiyelerim bu kadarla sınırlı değil elbette fakat sizlerin bu güzergaha girdikten sonra mutlaka çok daha etkili uygulamalar bulacağınızdan eminim. Önemli olan yönü tayin etmek. Gerisi kendiliğinden gelir zaten. Unutmayın, yönünü tayin edemeyenler asla hiçbir yere varamazlar.

İstanbul, 2009