$USD
EURO
ALTIN

YETER Kİ KAYBEDENLER ADAM OLSUN! 2 Kasım 2015

İnsanda azıcık utanma, sıkılma olur. Azıcık şeref, haysiyet olur. Birazcık olsun, ar, namus olur. Düşünce olur, beyin olur, kalp olur. İnsan olan insanda “cık kadar” da olsa nefsine hakimiyet olur! İnsanda cinsiyet olarak kadın da olsa, erkek de olsa azıcık birşey “adamlık” olur. Ama sizde hiç birşey yok! Ya da var, ben göremiyorum!

Artık yeter!
Sen 1997 yılından bu yana 14 seçime gir, bu seçimlerin hepsinden “başarısız” sonuçlar al, ama kıçına yapışan koltuktan kalkma! Bu ne gevşekletir be kardeşim. Sen; “En büyük Milliyetçi benim” diye basbas bağıracaksın, senin partine gönül verenleri tavırlarınla küstüreceksin, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da olacaksın, sonra da “Ben partimin başındayım” diye gevşekçe açıklama yapacak, sağa sola pislik atmaya devam edeceksin.

Atatürk‘ün kurduğu parti biziz diye sürekli böbürlenip yerinde sayana ne demeli? 2010 yılından bu yana yerel, genel ve cumhurbaşkalığı seçimlerdinde yerinde saymasına rağmen başarısızlığı kabul etmeyip yerinden kımıldamayana ne söylemeli? Bir taraf tek başına iktidar hesabı yaparken, sen ne yaptın? Neleri değiştirdin? Boş vaadler dışında elle tutulacak ne sundun bu ülke vatandaşına?

Görevin var
7 Haziran seçimlerinden sonra “emanet oylarla” kendilerini kaf dağında gören, her fırsatta ülkeyi bir çıkmaza süreklemekten çekinmeyenlere cevabı kısmen de olsa halk verdi. Ama bundan ders alan da olmamış. “Biz mesajı aldık, bundan sonra bu ülkede barış için herşeyi yapacağız” diyecekleri yerde, hala sağı solu suçluyorsunuz. Herşeye rağmen bu seçim sonuçları ile barajı geçip meclistesiniz. O halde bu temsil gücünüzle “barış” için çalışın.

“Medyayı susturdu, devlet kanallarını ve devletin imkanlarını sadece kendisi kullandı, hakkaniyetli bir seçim yarışı olmadı, vs. vs…” sıraladınız durdunuz her defasında. Sizin başarısızlığınızın temeli de bu oldu bence. Hiç bir zaman “biz nerde yanlış yapıyoruz da bizim oylarımız yerinde sayıyor veya düşüyor” demediniz. Hep, 13 yıldır bu ülkeyi tek başına yöneten partiye saldırdınız. Her seçimde sandıkta yediğiniz tokattan ders çıkarmak yerine, birilerini suçlayarak kendinizi temize çıkarma derdine düştünüz.

Yüzünüz kızarsın!
1 Kasım
seçimleri hiç kimsenin beklemediği bir sonuçla neticelendi. AKP‘liler bile % 45‘lere razıyken kullanılan oyların neredeyse yarısını aldı ve % 49.5‘la 1960 yılından bu yana en yüksek orana ulaştı. Peki bu hezimeti alan muhalefet partileri ne yaptı? İki parti başkanları televizyona çıkıp masal anlattı, diğeri ise (en azından utanmış olacak ki), yazılı açıklamayla yetindi.

Uzun lafın kısası
MHP ve CHP liderlerinin derhal istifa etmesi lazım.
Bırakın millete martaval okumayı. “Yenilen pehlivan güreşe doymazmış” sözü sizin gibi geniş insanlara söylenmiş sanırım. Halk sizi sandığa gömdükçe sırıtıyorsunuz. Bırakın artık sağa sola pislik atmayı da, kendi içinizdeki yanlışları düzeltin. Ve bu işe de partinizin temsilcilerini değiştirmekle başlayın. Ve yine eminimki önümüzdeki hafta sonu hemen seçim olsa, barajı bile geçemez, AKP % 70’lere dayanıp Cumhuriyet tarihinin rekorunu da kırar.

Muhalefetsiziz!
Aslında aklı başında herkesin bağıra çağıra söylediği konuyla bitirmek istiyorum yazımı. Bu ülkede iktidar sorunu yok, muhalefet sorunu var. Eğer AKP 4. kez tek başına bir seçimi kazanıyorsa ve bunu her seçimde oy oranını yükselterek yapıyorsa, kaybedenler de kıçına yapışan koltuktan kalkmıyorsa, “muhalefet” diye birşey kalmamış demektir. Bu ülke 13 yıldır muhalefet olmadan yönetiliyor ve bu gisişle de bu devam edecek gibi görünüyor.

Bu saatten sonra benim siyasi görüşümün bir önemi yok. Ben % 50 oy alan partiye ve partiliye saygı duyuyorum. 4 yıl boyunca seçim yok. Kavga yok dövüş yok. Zaman; siyasi görüşleri yüzüne kırıp yıktıklarımızı düzeltme zamanı. Halkın % 50’si, yani yarısı bir partiye oy verdiyse, buna saygı göstermekten başka yapacak hiç birşey yoktur.
Kazanan kaybedeni kucakladığı sürece ülke kazanır.
Yeter ki kaybedenler adam olsun!
Hoşça bakın zatınıza…