$USD
EURO
ALTIN

Zülfü Livaneli “Huzursuzluk“un Almanca baskısını Stuttgart’ta tanıttı

23 Ekim 2018 - 21:16

LİVANELİ’DEN ALMANYA’DA “KAŞIKÇI CİNAYETİ“ GÖNDERMESİ Mardinli Hüseyin ile IŞİD zulmünü misliyle yaşamış Ezidi kızı Meleknaz’ın ve kelamın çocuklarının hikâyesini anlatan, okuru, sevda ile acının iç içe geçtiği bir Ortadoğu gerçeğiyle buluşturan Zülfü Livanei’nin son romanı Huzursuzluk’un Almanca baskısı “Unruhe“nin tanıtımı Almanya’nın Stuttgart kentinde gerçekleşti. Geniş katılım gözlenen Hospitalhof salonlarındaki toplantıda konuşan Zülfü Livaneli Klett Cotta yayınevinin Almanca’sını […]

Zülfü Livaneli “Huzursuzluk“un Almanca baskısını Stuttgart’ta tanıttı

LİVANELİ’DEN ALMANYA’DA “KAŞIKÇI CİNAYETİ“ GÖNDERMESİ

Mardinli Hüseyin ile IŞİD zulmünü misliyle yaşamış Ezidi kızı Meleknaz’ın ve kelamın çocuklarının hikâyesini anlatan, okuru, sevda ile acının iç içe geçtiği bir Ortadoğu gerçeğiyle buluşturan Zülfü Livanei’nin son romanı Huzursuzluk’un Almanca baskısı “Unruhe“nin tanıtımı Almanya’nın Stuttgart kentinde gerçekleşti.

Geniş katılım gözlenen Hospitalhof salonlarındaki toplantıda konuşan Zülfü Livaneli Klett Cotta yayınevinin Almanca’sını okurla buluşturduğu romanının tanıtımını yaparken “Kaşıkçı cinayetine de“ gönderme yaptı. Livaneli konuşmasında “Harese nedir, bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz… Ortadoğu’nun âdeti budur, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur. Görüyoruz ki bu günümüze dahi tahakkuk ediyor, en yeni örneği İstanbul’da bir konsoloslukta tahakkuk etti” dedi.

Ezidilerin yaşam tarzı ve inançlarını anlattığına işaret eden Zülfü Livaneli Nobel Barış Ödülü’nün sahiplerinden Nadia Mourad’ada da selam gönderdi ve  Nobel ödülünü almış olmasına sevindiğini vurguladı.

Romanın konusu ise şöyle: „“İstanbul’un kargaşası içinde sıradan bir yaşam süren İbrahim, çocukluk arkadaşı Hüseyin’in ölüm haberi üzerine doğduğu kadim kent Mardin’e gider. Onun, önce sevdaya sonra ölüme yazılmış, Mardin’de başlayıp Amerika’da sona ermiş hayatını araştırmaya koyulur. Böylece âdeta bir girdabın içine çekilir, tutkuyla ve hırsla gizemli bir kadının peşine düşer.“

Zülfü Livaneli olayın akışı için Mardin’i seçmiş olmasını ise “Mardin çok pitoresk bir şehir, eski Süryani manastırı dört bin yıllık güneş tapınağının üzerine kurulmuş ve tarihin canlı olduğu bir şehir” diye açıkladı. Livaneli  özetle şunları söyledi:


“Doğu batı çelişkisi dünyanın enerjisini çekiyor. Bu en çok Türkiye’de belirginleşiyor. Türkiye’ye doğu ülkeleri batı olarak bakıyor, batı ülkeleri doğu olarak bakıyor. Türkiye içinde ise hem doğudan hem batıdan olaylara bakış açısı yaşanıyor. Bu çelişkiyi kahramanların kişiliklerine taşıdım. Romanın kahramani İbrahim arkadaşı Hüseyin’i anlatırken onun kişiliğine bürünmeye başlıyor. Birinin diğerine dönüşmesi edebiyatta farklı eserlerde kullanılan bir üslup. Dostojewski‘de de bunu okuyabilirsiniz.  Roman ‘haresse‘ tabirinin açıklanması ile başlıyor. Hırs, ihtiras Ortadoğu‘nun kendi kendini linç etmesine bir metafor. Kabile asabiyeti anlamına gelen Ibn-i Haldun Ortadoğu‘daki acımasızlığı anlatır.“
Öte yandan pırıl pırıl çocuklardan oluşan koro Zülfü Livaneli’nin şarkıları ile gecenin açılışını yaptı. Zülfü Livaneli program boyunca espirili örnekler vermeyi ihmal etmedi. Yazar gecenin sonunda kitap imzalamayacağını ve soru cevap bölümünün olmayacağını ise önceden organizatörler aracılığı ile bildirdi.  Belki yorgundu, belki kendini iyi hissetmiyordu. Ama farklı bir Zülfü Livaneli idi. 
Stuttgart – Ruhsar Gümüşdal 

 

 

FACEBOOK YORUMLARI

YORUMLAR






    0 YORUM