BİR ZAMANLARIN HOLDİNGZEDELERİ

Yurt dışındaki gurbetçilerimiz yetmişli yıllardan itibaren Avrupa’nın değişik ülkelerinde yabancı olmanın da getirdiği zorluklara göğüs gererek günümüze kadar çalkantılı dönemlerden geçerek gelmişlerdir. Seksenli yıllarda değişik fraksiyonların propaganda rüzgarlarının etkisi altında kalan Türk toplumu, gurbette çeşitli gruplara ayrılmışlardır. İlk yıllarda sert geçen guruplar arası mücadele, her gurubun payına düşen topluluğu kazanmış olmasından sonra daha makul seviyelerde devam etmiştir. Özellikle seksenli yılların sonları, doksanlı yılların başları cami kuruluşlarında faiz konusu sık sık işlenmiş, muhafazakar kesim bu telkinlerden oldukça etkilenmişlerdi. Faizi alanında, (verenin de) büyük günah işlediği sıklıkla vurgulanıyordu. Birçok insan biriktirmiş oldukları paralarını günah olduğu gerekçesiyle bankalara bile yatırmıyorlardı. Birgün vatanlarına geri dönme hevesiyle birikimlerini  Türkiye’de yatırıma dönüştürmek isteseler de, önceki yıllarda Türkiye’de eş, dost ve akrabalar ile yaşamış oldukları olumsuz tecrübeler onları tereddütlü olmaya sevkediyordu. Türkiye’den uzakta olmaları sebebiyle hem vatanda olup bitenden tam olarak haberdar değillerdi, hem de ülkelerine geri dönebilmek için birikimlerini nasıl değerlendirebilecekleri hususunda netleşmiş bir fikre sahip değillerdi.

GURBETÇİNİN ZAAFİYETLERİ

Tam bu sıralarda gurbetçilerin isteyipte gerçekleştiremedikleri fırsatlar bahardaki çiçekler gibi, özellikle Almanya’da açmaya başlar. Hem de güvenilir, bizden, alnı secdeye gelen girişimcilerin teşebbüsleriyle. Çeşitli isimlerde holdingler. Her yıl %30’a varan kar payları. Körün istediği bir göz, Allah vermiş iki göz kabilinden. Her ne kadar Türkiye’nin o yıllardaki iktidarı, bu şirketleri, Sermaye Piyasası Kurulunda (SPK) işlemleri olmayan yeşil sermaye olarak tanımlamış olsalarda, girişimciler bu polemiği (gurbetçinin zaafiyetlerini kullanarak) lehlerine çevirmeği başarabilmişlerdir. Ve hatta iktidarın yarım yamalak uyarısı, girişimcilerin Avrupa’daki faaliyetlerini daha da kolaylaştırmıştır. Dolayısıyla bu sözde Holdingler gurbetçinin zor şartlarda türlü meşakkatlerle biriktirdikleri tüm sermayelerini „sahte Hisse senetleri“ karşılığında alıp götürdüler. Bu hikaye de hüsranla bitmişti. Sonrasında holdinglerin hissedarları oyalama taktiği ile vaatlerde bulunmaya devam etmesi ve daha sonrası malum…

BABANA BİLE GÜVENMEYECEKSİN

Artık gurbetçinin hiç kimseye güveni kalmamıştı. „Bundan sonra babana bile güvenmeyeceksin arkadaş“ diyenleri çok duymuşum. Bu yazımda Holdingzedelerin kısa hikayesini anlatmış oldum. Aslında gündemden çoktan kalkmış olan bu konuyu yeniden dile getirmenin ne manası olduğunu düşünenler olabilir. Şimdilik bu yazının, bir sonraki yazmak istediğim konuyla ilgili, kronolojik sebepler zinciri açısından önemli olduğunu söyleyebilirim.

Adilane yaşanabilecek toplumlarda yaşayabilme ümidiyle…

Yunus Denizoğlu / 22.11.2020

Social Share Buttons and Icons powered by Ultimatelysocial