DERBİYİ GÖLGEDE BIRAKAN TRANSFER!

Öncelikle sizlerden yazımı sonuna kadar okumanızı rica ediyorum! Lütfen ama lütfen, önce okuyun! Kulaktan dolma haberlerle, sanal medyada dolaşan montaj fotoğraflarla konuşmayın! Çünkü; „Çamur at izi kalsın“ sözünün etkileşimi kadar çirkin bir durum yoktur. Hele hele okumayı, araştırmayı bilmiyorsan ya da buna ihtiyaç duymadan her gördüğüne inanıyorsan durum daha da vahimdir.

Türkiye’ye bir dünya yıldızı geldi. Bu zamana kadar gelmiş geçmiş en iyi orta saha oyuncularının içerisinde kesinlikle ilk 20’nin hatta bazı otoriteler tarafından ilk 10’unun içerisinde gösterilen bir futbol yıldızıydı gelen. Kariyeri sayısız başarılarla dolu, dünyanın tanınmış kulüplerine top koşturmuş bir Türk!

Derbiyi bile gölgede bıraktı!
Bu futbolcunun Türkiye’ye gelişi elbette sansasyonel bir haber. Hem de öyle bir haber ki, Beşiktaş ile Galatasaray derbi maçı oynamış, Beşiktaş kazanmış, spor programları bu maçı değil, gelen futbolcuyu konuşuyor.

Bu transfer Türkiye’nin sosyal medya gündeminde haftalardır etkileşimde ilk sırada, Dünya listelerinde de hep ilk 10’un içerisinde oldu. Uçağın İngiltereden kalkışından İstanbul’a inişine kadar 325 bin kişi Mesut Özil’in uçağının uçuş rotasını izledi. Türkiye’deki haber ve spor kanalları başta olmak üzere onlarca televizyon kanalı bilhassa uçağın inişinden itibaren yarım saat kırkbeş dakika izleyicilerine bu transferi canlı yayınla aktarmaya çalıştı. Kısacası bir derbi akşamında derbi konuşulmadı, Mesut Özil’in Türkiye’ye gelişi konuşuldu.

Şimdi başa dönmek istiyorum!
Mesut Özil’in transferi bir futbolcu transferinin ötesinde bir olay. Futbolla ilgilenmeyenlerin bile Özil’in başından geçenleri bildiği bir ortamda sırf kıskançlıktan Alman Milli takımını seçmiş olmasının vatana ihanet etmiş gibi göstermeleri kabul edilir bir davranış değil! Bu konuya tekrar döneceğim ama öncelikle herkesin konuştuğu kitabın „4. Bölüm“ünde Türkiye ile Almanya arasında kalışını anlattığı bölümden özet geçmek istiyorum.

* * * * *

Mesut ÖZİL – Futbolun Büyüsü

Kalbim Alman atıyor ama aynı zamanda Türk atıyordu. Alman gibi düşünüp, Türk gibi hissediyordum. Almanya’da doğmama rağmen sadece Türkiye pasaportum vardı. O zamanlar çifte vatandaşlık yoktu. Gençken aradaki farkı da bilmiyordum. Hangi çocuk, göçmenlik politikasına karşı ilgi duyar ki? Veya boş zamanlarımızda hukuk mu çalışacaktım? Hiç bana göre değil!

Ancak büyüdüğümde iyi bir kariyer seçmek için karar vermem gerektiğni farkettim. Kendime bir soru sordum: Ben kimim ve ne olmak istiyorum? Alman mı, Türk mü? Hangi ülke için oynamak istiyordum? Almanya mı, Türkiye mi? Birkaç dakika içinde aldığım bir karar olmadı bu.

Her zaman her sorunumu ailemle tartıştım ve onlara kulak verdim. Annem Gülizar, benim Türkiye için oynamamı istiyordu. Bana sürekli „Geldiğin kökenlerini unutma“ diyordu. Amcam Erdoğan, „Dedelerin Türk. Buraya aitsin. Ben senin yerinde olsam Türkiye’yi seçerdim“ diyordu. Ancak onlar gibi hissetmiyordum. 17 yaşındayken Zonguldak’a gitmiştim. Güzel bir yerdi, ancak benim evim değildi. Denize baktım ve benim evim olmadığına karar verdim.

Babam da ayrıca amcamlara karşı çıkıyordu. Mesut Almanya’da doğdu, orada okudu, Alman takımlarında futbol oynadı. Almanya için oynamalı diyordu. Biz tartışırken kardeşim Mutlu, birden „Mesut, Almanya için oynamalı“ diye bağırdı. Türkiye’nin Dünya Kupası’ndaki en büyük başarısını biliyor musunuz? 2002 yılındaki 3.lük. Almanya ise bu kupayı 1954, 1974 ve 1990’da kazandı.

Herkesi dinledim, herkesin düşüncesini aldım. Kız kardeşim Neşe ile de konuştuk. O da bana dedi ki; „Seni Türkiye forması ile görmek isterim“ Ailede durum karışıktı. Skor 2-2 olmuştu. Ne karar verecektim? Acele etmek istemiyordum. Yatağıma yatıp düşüncelere dalıyordum. Bazı akşamlar yatakta uzanıp üzerimde Alman Milli takımının formasıyla bir stadyuma girdiğimi hayal ediyordum. Her düşündüğümde bu beni güldürüyordu, mutlu ediyordu. Türkiye için oynamanın kötü olduğunu söylediğimi düşünmeyin sakın.

2006 yazı sonunda aileme kararımı söyledim. Aynı yıl, Alman pasaportu da aldım. O zamana kadar Türk pasaportu benim için sıradan bir dökümandı sadece. Üstünde isminin yazdığı bir fotoğrafın olduğu kaplanmış bir kağıt sadece! Annemi ve amcamı çok üzmüş olsam da duygusal davranmamam gerekiyordu. Hayallerimi gerçekleştirip bir futbol yıldızı olmam lazımdı.

İşlemleri yaparken Türk yetkililer, geliş nedenimizi söylediğimizde benden nefret ettiler. Bizi konsoloslukta çok beklettiler. Herkes, bizi diğer bir kişiye yönlendiriyordu. Babam dayanamadı ve neyi bekliyoruz diye sordu. Verdikleri cevap ‚yarın gelin‘ şeklinde oldu.

* * * * *

Öncelikle;
17 yaşında alınmış bir kararın ve o çocuğun düşüncelerinden yola çıkarak onu linç etmek ne demekir! Şimdiki gençlerimizin çoğu 17 yaşındayken donunu çekemiyor! Siz neyin tartışmasını yapıyorsunuz? Neymiş, kitabında „ O zamana kadar Türk pasaportu benim için sıradan bir dökümandı sadece. Üstünde isminin yazdığı bir fotoğrafın olduğu kaplanmış bir kağıt sadece!“ nasıl dermiş, düşünürmüş, yazarmış!

Aynı Kitapta yazıyor;
“Kendimi bildim bileli bana ne olduğum soruldu. Ben sadece o ya da bu değilim. Ben ikisiyim. Evde Türk kültürüyle büyüdük. Dışarıda, okulda, futboldaysa Alman kültürüyle. Böyle olunca ortaya benim gibi bir adam çıkıyor. Alman Milli Takımı’ndaki ilk maçımdan önce hakaretler yüzünden internet sayfamı kapatmak zorunda kaldım. Oysa Almanya’yı seçme kararım, Türkiye’ye karşı alınmış bir karar değildi.”

Realitede Avrupa’daki gurbetçiler zaten yersiz yurtsuzlardır! Çünkü Türkiye’de Almancı, Almanya’da yabancıyızdır. Bu göçün 60. senesinde de değişmedi! O halde Mesut’un düşündüklerini yarın hangimizin çocuğu düşünmeyecek? Hadi Mesut futbolcu oldu taraf seçmek zorunda kaldı! Peki sırf askerlikten kaçmak için, ya da Türkiye’ye Askerlik bedeli ödememek için Alman vatandaşlığını seçenlere ne dememiz gerek?

Kardeşim bırakın „Vatan, Millet, Sakarya“ edebiyatlarını! Mesut Özil sırf „Uygur Türkleri“ne yapılan zulmü dillendirdiği için Arsenal’da kadro dışı kaldı! Sırf Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ile fotoğraf çekinip yayınladığı için „Irkçılığa“ maruz kaldı, Alman Milli takımını bıraktı!

Türkiye’de hiç bir şeyden haberi olmadan eleştirenleri anlarım da, Avrupa’nın cefasını çekmiş kişilerin eleştirisini anlamam! Anlayamam! Sırf  Fenerbahçe’ye geldiği içinse öfkeniz, Allah diğer takımlara daha iyi futbolcular almayı nasip etsin. Çünkü bu Türkiye’nin reklamıdır! Fenerbahçenin, Galatasaray’ın Beşiktaş’ın ya da „x“ bir futbol takımının değil!

Türkiye’ye gelen;
Toni Schumacher, Jean-Marie Pfaff, Gheorghe Hagi, Roberto Carlos, Didier Drogba, Gheorghe Hagi, Pierre van Hooijdonk, José María Gutiérrez Hernández (Guti), Wesley Sneijder, Samuel Eto’o gibi dünyaca ünlü futbolcular gittikleri takımın yanı sıra Türkiye’nin de adını dünya basınında duyurma adına büyük ses getirmiştir. Mesut Özil de böyle değerlendirilmeli, her Türk bu durumdan gurur duymalıdır.

Ben bir Fenerbahçeli olarak,
Türk olarak mutluyum, gururluyum, Mesut’um!
Allah daha iyilerini ülkemize nasip etsin!
Bir dahaki yazıma kadar,
Hoşça bakın zatınıza!

Social Share Buttons and Icons powered by Ultimatelysocial