MAĞDUR EMEKLİLERİN SESSİZ ÇIĞLIĞI

Yunus Denizoğlu

Geçtiğimiz ay Avrupa’da yaşayan Türk vatandaşlarının, doksanlı yıllarda düçar oldukları organize dolandırıcılığa „Holdingzedeler“ başlığıyla kısaca değinmiştik. Dolayısıyla söz konusu olayın derin bir güvensizliğe neden olduğunu da vurgulamıştık.

Bir insan onca geçirmiş olduğu mağduriyetlerden sonra (üstelik de tövbe etmişken) benzer mağduriyetlere yine düşebilir mi? Evet düşebilir. Niye mi? Çünkü, bu sefer „Devlettir“ muhatap olan, her ne kadar aracılar olsa da… Nitekim „yurt dışı borçlanma yoluyla emeklilik meselesi.“

Birdenbire emeklilik ile ilgili televizyonlarda düzenlenen rutin programlar… „Haklarınız var, fırsatları değerlendirin, bu fırsatı kaçırmayın“ gibi ifadelerle gurbetçinin dikkatini çekmeyi başarmışlardır. Vatandaş bir taraftan yoğurdu üfleyerek yerken, bir taraftan da „Devleti“ güvenilir bulmaktadır. Kafalarda sorular belirmeye başlar. Acaba bu sunulan imkanlar gerçekten olurmu dersin? Neden olmasın, bizim amcaoğlu olmuş, şimdi takır tıkır maaş alıyor. Demek oluyormuş. O zaman ben de yapayım ki, benim de yaşlılığımda bir güvencem olsun. Olsun tabi, olsun ki, olacak olan olsun. Ve nitekim oldu, olacak olan. Ne oldu? Planlanan oldu! Peki bundan sonra ne olacak? Olan olmuştur bundan sonra olacağa bakılacak!..

YİNE HAYAL KIRIKLIĞI

Yani tam olarak ne oldu? Özet bir cümleyle izah edece kolursak; yüz binlerce yurtdışı emeklinin emeklilikleri, sudan bahanelerle iptal edilerek mağdur edildiler. Böylelikle gurbetçinin hayalleri ve bir an önce özlemini çektikleri vatanlarında yaşama planları suya düşmüş oldu… Bir kez daha hayal kırıklığı, bir kez daha travma.

Doğru olmakla, iyi olmak birbirinden bağımsız iki kavramdır. Doğru olan aynı zamanda iyi olmayabilir veya yanlış olan iyi olabilir. Ya da, hem doğru hem iyi veya hem yanlış hem kötü olabilir. Bu sözünü ettiğimiz emekli iptal durumu, etik değerler açısından yanlış, ama SGK açısından iyi olmuştur. Mağdur edilen vatandaş açısından ise hem gayri adil ve yanlış, hem de kötüdür. Bu mantığın daha iyi anlaşılabilmesi için şöyle bir karşılaştırma yapabiliriz;

„Park yasaklı bir yere park etmiş bir otomobile el konularak sahibinin elinden alınmıştır”.

„Park yasaklı bir yere park etmiş bir otomobilin sahibine makul bir ‚Park Cezası’ uygulanmıştır”.

Bu uygulamalardan birincisi gayri adil ama, uygulayan için faydalıdır. İkincisi ise doğru ve haklı bir uygulamadır. Peki devlet kurumunun yaptığı malum uygulama bu iki benzetmeden hangisine uymaktadır? Bir örnek daha verecek olursak. Haksız yere bir cinayet işlemiş birisinin mahkum olarak hapishanede yatmasıyla, yapmadığı halde üzerine atılan bir cinayet suçu sebebiyle mahkum edilen birisinin duyguları aynı olabilir mi? O zaman bir soru daha doğuyor buradan. Mağdur edilen vatandaşlar bu iki farklı duygunun hangisini yaşıyorlar acaba?

„Yaptım ve şimdi doğal olarak cezasını çekiyorum.“ „Yapmadığım halde cezasını çekiyorum.“

İsnad edilen suç, mağdurlar tarafından makul ve haklı bulunsaydı, zaten bu denli bir itiraz çığlığı olamazdı. Çığlık diyorum çünkü, savunmasız toplumların çaresizlik içerisinde yapabilecekleri etkinlik, sadece bir çığlıktan öteye ne yazık ki geçemez.

Derin çığlıklar genellikle sessiz olurlar, dolayısıyla duyu organlarıyla algılanamazlar…

Social Share Buttons and Icons powered by Ultimatelysocial